Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ONLARDAN OLMAK,

En güzel şey toplumdan bir parça olabilmektir. Başka türlü yaşamak hep yalnızlaşmak demektir.  Ötelenmek, sevilmemek demektir. bu durumda onlardan olmak veya olmamak meselesi ortaya çıkıyor ki bu çetin bir meseleye işaret eder.
-ama bizim gibi her şeyi yarım toplumlarda bu durumda tam net değildir, bir çokları bile içimizde entelektüel geçinmeye meraklıdır- hadi oradan pislikler… sahtekar iki yüzlüler,elinizde göstere göstere kitap dolaştırarak veya İskender pala okuyarak, Orhan pamuk okuyarak hiçbir şey olamazsınız…birer pislikten başka..
 Sizin seçimiz nedir? Ötekilerden olmak ya da onlardan olup mutlu olmak, veya hiçbiri. Siz hangisine aitsiniz. Kendinize mi bir cemaate(sosyolojik olarak) mi?

CAHİLLER VE MUTLULAR

Cehaletin kör karanlığında her türlü suç işlenebilir. İnsanın saklanabildiği tek yer işte o karanlığıdır, bu yüzden bütün toplumun damarlarında, kötülük akıyor, en iyi en dindar en bilmem nesin de bile kör karanlığında kötülükle yaşayan kimseleri var.
Oysa karanlığın düşmanı aydınlıktır, yani bilgidir, bilinçtir.  Bilinç isyandır, korkudur, ama kötülük demek değildir. İnsan en büyük kötülüğü iyilikle aramızda dolaşan melek yüzlü cahillerden görür. Çünkü kendisini yalnız onda görebilir, kendisini yalnız ona yöneltebilir, belki de herkesin işine böyle geliyordur. Bilmek, okumak ya da öğrenmek gibi şeyler neden gerekli olsun ki, ne ihtiyacını görür ki nasılsa kutsal saydığı hocaları çalışmadan zengin olur, kutsal saydığı bir takım kimseler toplumun en önde gidenidir. Okumadan, kültürlü olmadan ve zengin; kendiside öyle olmalıdır. Çocuğu da oğlu da kızı da öyle olmalıdır…çocuklarını böyle yetiştirir. 

SUSMAK İYİDİR.

“Sağır olan adamın kapısını istediğin kadar çal seni duyamaz.” 12 yıllardır yaptığım felsefe öğretmenliğimin özeti bu, boşluğa herhangi bir boşluğa durmadan seslenmek gibi bir şeydi. Ya ben yanlış yerdeydim dünya kaymıştı..ya onlar benim etrafıma yanlışlıkla toplanmışlardı. Sonunda fark eden bir şey yok ki büyük derin ve karanlık bir boşlukta ellerini sallayarak sözler  sarf etmenin kimseye ne gibi faydası olabilir ki, zaten etrafta ki o karanlıkta kimse yoktur ki,
Sonra susmak iyidir diye başladım söze…susmak iyidir dedim de söz devam edemedi. Dilim dolandı, kelimeler dizildi içime, dedim susmak iyidir ve sustum.

ACUN MEDYAYI İZLEMEK

30  yaş üzerindeyim, üniversite ve benzeri yaşantılar geçirdim, sosyoloji teorileri, islam tarihi,tasavuf kültürü, batı düşünce tarihi konusunda birikimlerim var, edebiyat ve şiirle özel olarak ilgilendim..felsefe okumaları da gerçekleştirmeye çalışıyorum...psikoloji tarihi üzerine de okumalarda bulundum...okuldayken kütüphanelerin yolundaydım....ve bütün bunları başarırken , kendi çabamla, el yordamıyla ve ekonomiden ve sosyal destekten uzaktım. bazen de sokaklarda kaldım, gün geldi sadece yaşadım...ama işte bu ama dan sonra insan istiyor ki, her şey güzel olsun..bu böyle sürmesin...

...işte ama....ah o ama....şimdi yani...öfkeleniyorum ..söylemek istemiyorum...
ama yinede susmayacağım...

   evet ...devlet sağolsun, bu millet sağolsun...şükürler olsun...basitim sıradanım ve test çözüyorum..hiçbir şeye itirazım yok..tv acun medya takılıyorum. tanrım ne yüce bir huzur..ne kadar güzel bir mutluluk değil mi ABİDİN 


sen bunun resmini yapabilir misin abidin .
yapamazsın değil mi abidin.

KÜLTÜRÜ YADSIMAK, İMAJI YÜCELTMEK

İnsan okumalı bilmeli öğrenmeli ki gelişsin kendini tanımlasın, anlayabilsin. İnsan bilinç sahibi olsun ki çevresini anlayabilsin..eğer böyle değilse insan nasıl bir şeydir ki, tuhaf sesler çıkaran, yarı vahşi bir yaratık olmaktan öteye gitmez ki, “insan akıl sahibidir” yüce kitabımızda böyle buyrulur, insanın yücelmesi için akıl, hikmet ve okumak gerekir, kemale ermesi içinde öyle ama biz bu bu gençliği ne yaptık….bilinç yerine ne bıraktık…tuhaf geliyor ama cehalet sever bir toplumuz. Kültür sever bir toplum değiliz. Kültürlü birini gördük mü “kulp takmakta” üstümüze yoktur. ama imajı ve yalanı bol birini gördük mü de alkışlamakta başımızın üstüne çıkarmada üstümüze yoktur. 

FİKİRLERİN BİR DEĞERİ OLMALI

Fikirlerin bir değeri olmalı, üretilen şeylerin bir kıymeti olmalı ama maalesef bugün en değersiz ve önemsiz şey fikirlerdir. İnsanlar her şeye bir şekilde paha biçerken fikre gelince hiçbir paha düşünmüyorlar. Her şey sanki kendilerinin icadıymış gibi kullanıp duruyorlar.
Oysa o fikirler ki büyük yaşantılar, çabalar ve okumalar sonunda oluşmuş belki üreten için çok kıymetli şeyler olabilir ama başkası oradan baktığında hiçbir değeri olmayan ve dilediği gibi kullanacağını düşünün önemsiz paylaşımlar gibi geliyor.
O fikirler ki üreteni için belki de ondan başka bir şeyi olmayan, ona göre tek zenginliği fikirleridir ve onu da sen, hiçbir değer yüklemeden hiçbir bedel ödemeden dilediğini gibi alıp kullanıyorsun.

YENİ TÜR

        “VERSİYON –I: Yeni Sürüm Gençler”
Yeni bir tür var karşımızda, herhangi bir değer yargısı olmayan, ya da bir şeye inanmayan, kavramsal dünyası zayıf, inançları yarım, dili yarım kısaca ne varsa her şeyi yarım bir tür, böylece ortaya çıkan görüntü …yeni bir insan biçimi.
Her zaman demişimdir, insan olmak bir durum bir haldir, muhtemelen bir süre sonra bu yeni türle eski kuşaklar konuşamayacak ve büyük  kuşak çatışmaları meydana gelecek, çünkü bu yeni tür çocuklar…kelimelerden sesli harfler olmadan da konuşulduğunu bilen düşünen öyle inanan bir kuşaktır.

SİZ KİMSESİZLİĞİ BİLİRMİSİNİZ

Bir şehirde bayram günlerinde kapınızı kimse çalımıyorsa, telefonunuza sadece operatörlerden kutlama mesajı geliyorsa…hiç eş dost hatırlamıyorsa yüzünüzü..evsiz kaldığınızda çalacak bir kapınız olmadığında evet o zaman bu yaşadığınız yalnızlık değil kimsesizliktir. Çünkü yalnızlık etrafta birileri varken kendini iyi hissetmemendir. Oysa kimsesizlik, hiç kimsenin olmamasıdır. Galiba çok acıklı olanda budur. Terk edilmiş bir çocuk gibi kalırsınız, bayramlarda, insanların mutlu mesut günlerinde…sanki dünya herkese bir ayrıcalık verirken sizi karanlığa gömmüş gibidir. 

Fikir mi Cemaat mi?

Bizim gibi yarı modern yarı gelenekçi toplumlarda bütün ağlar cemaat (sosyolojik ve modern anlamıyla) üzerine kuruludur. Dışarıda kalıp bireysellik kavgası vermek. Bireysellik bilinci taşımak büyük tehlike ve dışlanma anlamına gelir ki bunu hiçbir bünye kolayca kaldıramaz. Bu yüzden en entelektüeller bile kendilerini bir cemaatin içine atarlar ya da kendilerine ait cemaatler kurarlar. Bunun en büyük göstergeleri, twitter ve facebook gibi ağlarda pratiğe dönüşmüş şeklini görmekteyiz. Öyle ki sokakta ve mahallede bundan farksız davranılmamaktadır. Böyle olunca da gerçek bir aydınlanma veya somut ifadeyle birey olarak kendini gerçekleştirmek asla mümkün olamaz. Temelde böyle bir toplumsal yapıda, yıkıcı fikirler (sorgulayıcı ve geleneğe karşı, varolan yozluğa karşı) savunulmaz daha çok cemaat edinme ve ya kitle kazanma fikirleri savunulur. Bundan herkes mesuttur. Ama ortada gerçek anlamıyla bir fikir yoktur. Söz çoktur lakin fikir yoktur. 

KAPİTALİZİM:şirketler krizi

Amerikalılar hiçbir zaman sokaklara dökülmezdi. Dünya yansa onlar için çok uzaktaki görüntülerdi. Ortadoğuda insanlar ölse,bu durum onlar için filim dizi senaryosuydu. Ama kriz kapılarına dayanınca yaygara kopardılar. çığlıklar atmaya başladılar. adalet vs gibi kavramları pankartlara taşıdılar...


tarih bir gün o edepsizce oburca tükentenlerden hesap soracaktır. sanırım sırası gelmiştir.

DÜŞÜKLER

zamanın her şeyi tersine çevirme gücünün olduğunu görüyorum. eğer biraz sabreder, acele etmezsek bir gün aleyhimize olan her şey lehimize dönebilir.


açık oynamak

türkiyede kartlarınızı açarsanız, eliniz açık oynarsanız her zaman kaybedersiniz. ama ben
açık oynarım, satranç severim. sanırım bu yüzden hiç kazanamayacağım.

birini izlemek

birini neden izlemem gerektiğinin gerekçesi yoksa, neden izleyim ki, mesela bir ünlüyü ya da buna benzer kimseleri neden izlemem gerekiyor. ben sizin hayranınız değilim yaptığınız şeyleri sevmiyorum.

ayrıcalık

seni toplumun gözünde ayrıcalıklı yapan şeyle, beni ötekileştiren şey arasında nasıl bir fark vardır. benim ötekileşmeme neden nedir? seni toplumla barışık yapan nedir? bu soruların cevabını asla anlamayacağım...neden böyle olduğunu da anlamayacağım.

ağızlarda ki çiklet :felsefe

öyle şeylere rast geliyoruz ki, hayatların da oğuz atay adını yeni duyan, tutunamayanları paylaşıyor, daha adını yeni duyduğu sartre'ın kitabı varlık ve hiçliği beğeniyor...vesaire vesaire. siz nesiniz yahu , nasıl bir şeysiniz. nerelerde yaşar nasıl eğitimler alırsınız.

itilmişlik,kakılmışlık

türkiye de düşüncenin kaderi bu itilmişlik, ne yaparsanız yapın düşünmeye aydınlığa yabancı bir topluluk buluyorsunuz, meriç bey ne de güzel söylemişti:her aydınlığı yangın sanan ve söndürmeye kalkan memleketim derken...

eskiden

eskiden insanlar bilgisizliklerinden utanırdı. ya susarlardı ya da öğrenmek için sorarlardı ama şimdilerde öyle mi, neredeyse bilgisizlikle cehaletle gurur duyulacak. toplumun alkışladıklarınıda hele bir bakın...neyi alkışlıyorlar. ne kadar boşsa o kadar süslü hayatları var.

anı yaşa

an mı var yaşanacak, hangi anı yaşamak. kendi zihnimde sonsuz bir zamana kapılmışım. sessiz soyut bir alem.

keşfetmek

derin bilince ermek, bilmek ve görmek sonrasında ortaya çıkan ötekileşmiş, kimsesizleşmiş bir ben...kutlayın. bende tutmuşum şehre bombalar yağdırmışım mağdurum diye...bir kimseye bir şey olmamış. bir kimse dönüp bakmamış. derin bilinçimde orada öyle kalmışım.

çatışma

bireyler arasında çatışma, kültürler arasında çatışma, toplumlar arasında çatışma...türkiye de herkes böyle bir sabaha uyanır. herkesle herkes çatışıyordur. barış mı "ne zaman gelecek" barış gelmeyecek, çünkü burada doğmak çatışmaya hazır olmaktır.
türkiye de bir topluluk içine girip, bir kaç dakika içerisinde küçük bir provakasyonla çatışma çıkarabilirsiniz. neden bulmak için çok şey aramanıza gerek yoktur. herhangi bir sebeble o küçük topluluk hemen çatışabilir.

toplu monolog:twitter

piagetin temel tespitleriden bir taneside budur toplu monolog, bebeklerin aralarında konuşuyor gibi yapıp sesler çıkarması ya da konuşmalarıdır. birbirlerinden bihaber konuşmanın diğer adı, dinlemeden anlamadan dikkat etmeden...
herkes kendi sesini yüceltmenin peşinde, sanıyoruz anlaşıyoruz. gerçekte anlaşılmak mümkün görünmüyor böyle bir ortamda.

İNSAN OLMAK

İnsan olmak bir vasıflar toplamıdır. Bu yüzden birine insan dediğimizde bir sürü niteliğin onda toplanmış olduğundan söz ediyoruz demektir. Ama öyle mi hayır kavramları hovardaca kullandığımızdan dolayı, düşünmeden kullandığımızdan dolayı, herkes insan oluyor. Herkes insan mıdır? Komşusu aç yatarken kendi tıkanan bizden midir? Ya da dünyayı kendi etrafında döndüren, benden sonrası tufan olsa umrumda değil diyen biri sahi insanlıktan nasibini almış mıdır?

SÜT VERMEYEN İNEK

İyi beslenmiş ama süt vermeyen inekler var, çok iyi görünen, giyinen, yiyen insanlar var ama fikirleri yok. Beyinlerinin olduğu bile şüphelidir. Çünkü çağdaş insan böyle bir şeydir. Süt vermeyen inekler gibidir. Kendi süsünden başka bir şeyi olmayan, makyajından ve imajından başka bir şeyi olmayan insan kopyalarıdır.

ŞANS

insan neyi hak eder gerçekten bilmek imkansız, çünkü hayatımızın geneline baktığımızda hak ettiğimiz hiçbir şeye sahip olmadığımızı görürüz. başkalarına bakarak ta deriz ki bizim olması gerekenler onların. ..sanırım büyük bir çelişki var. kim neyi hak ediyor gerçekten asla bilemeyeceğiz.

ANLAM

Düşüncenin ifade edilmesini, sanki roman yazmak gibi algılamak ya da şiir yazmak gibi algılamak alıklıktır. Çünkü felsefe evet estetiği içerir ama amaç estetik değil anlamdır.

sözde

edebiyat camiası hikaye seviyor, şiir seviyor ama düşünmeyi sevmiyor. düşüncenin ifade edilmesini sevmiyor. süslü kelimeleri alkışlıyor. ama anlamlı kelimeleri kovalıyor. edebiyat camiası bu, sözde aydın dünya. her şey sözde değil mi bu toplumda.

huzurlu yaşamak

Çıkartalım düşünceyi hayatımızdan, ne gereği var. Çıkaralım kavramları zihnimizden, sökelim anlamı kafamızdan, ne varsa buna benzer silip atalım.geriye basit bir şeyler kalsın işte. Huzurla yaşayalım. Bilmeden, hem de hiç bilmeden.