Ana içeriğe atla

BAY KA’NIN POLİTİK SERÜVENİ “28 şubat 1997”


“… böyle bir bilincin ne işe yaradığını bir türlü anlamasa da, bilmenin iyi bir şey olduğunu ta çocukluktan beri öğretilen bir şey olduğunu biliyor. Bu sebeple hangi kampta olursa olsun, bilmenin ve öğrenmenin peşindeydi.”

İnsan büyük umutlar beslerken geleceğe dair, arkadaşlar, mücahitler ve eylemciler dolaşırken sokaklarda, bay ka da onlardan biri olarak tanımlarken varlığını, bir sabah her şeye başka türlü uyanılır. Bu aslında şaşırtıcı değildir, beklenen olmuştur. Generaller namlunun ucunu göstermiş ve hükümet düşürülmüştür. Batı çalışma gurubu kurulmuş, bütün toplum sanki büyük bir hapishanenin içinde, fişleniyor, yabancılaştırılıyordu ama bu oyunda karlı çıkanlar ve kazananlar, özgür yurttaş Kemalistler olmuştur. Kemalistlerin dışındaki herkes kaybetmiş gibi görünüyordu. Bay ka işte bu meydan savaşının tam ortasında duran küçük adımlarını büyük zanneden bir şahsiyetti. Bilinçli bir karakterdi.

Olağan –düz- vatandaşlar durumu hemen kabullenmiş ve hiçbir şey yokmuş gibi yapma çabasına girmişlerdir. Medya,o kirli yüzünü, şeytani kimliğini ortaya çıkarmış her zaman olduğu gibi, paranın, gücün dibinde, her zaman generalleri yüceltmiş sürekli onları toplumun nazarında tertemiz insanlar olarak sunmuşlardır. Bay ka bu medyanın şimdilerde yeni iktidarın dizinin dibinde onu övmekle meşgul olduğunu izliyor. Neden öyle olmasın ki, kimsenin bir ilkesi yok, hiç kimsenin dayandığı bir etik kuralı yok..işte bu  yüzden her şey mübah, çıkarlar için herkes bir şeyler kovalar.

Saflar yeniden belirlenmeye başlanmış, kartlar yeniden dağıtılmış ve yeni bir oyun kurulmaktaydı. Bay ka bu oyunun ne olduğunu anlamaya çabalarken, ortada hiç kimse kalmamıştır. Militanlarla dolu olan sokaklar bir anda boşalmıştır. Sözlerinde büyük bir bilinç ve kesinlik olan o müritler ortadan kaybolmuş…sanki ortada hiç inançlı insan kalmamış gibi görünmektedir.

Gözleri yeni açılan bir çocuk gibi kalır bay ka, bütün olaylar karşısında, gözleri yeni açılan bir çocuk gibidir. Bütün inandığı şeyler baştan aşağıya sorguya alınır. Çünkü dünyanın onun bildiği gibi olmadığını insanların, çeşit çeşit maksatları olduğunu görür. O iyi niyetli kavgası, o büyük umutları ve hayallerinin hiç kimsede olmadığını ve herkesin nihayetinde bir maksadı olduğunu görmüştür.

Zamanın karşısında ne dayanabilir ki, 28 Şubatta böyle bir zaman içerisinde fazla dayanamamış bütün kurumlarıyla bir süre sonra etkisini kaybetmiştir. Çünkü iletişim, dünya devletlerinin tutumları gibi nedenlerden dolayı demokrasi işlemeye devam etmiştir. Ama perde arkasında ki o gizli eller, yani bellerinde silah olan yüce generaller vesayetlerini sürdürmüş. Hükümranlıklarının hiçbir güç tarafından bozulmayacağını ve muhtemelen bunun imkânsız olduğunu düşünüyorlardı.

Krallar, generaller sonunda düşer. Düşükler*den olurlar. Eski kazananlar şimdilerin kaybedenleri olur. Yeni kazananlar vardır, yeni zenginlikler kurulur yeni mahalleler kurulur, iktidarın cennet gibi nimetlerinin akıntısı başka yere akar artık …dava ya da hareketin eski ağabeyleri şimdilerin iktidarından nemalanmak için koşturup duran aç gözlü kurtlarıdır.

“gizli soru – bay ka şimdi nerede, hangi mahallede?”

**Düşükler: 27 Mayıs 1960 darbesinin generalleri tarafından yassı adada ki demokrat parti tutukluları için kullanılmıştır. 

GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…

TIKANDI BABA HİKAYESİ

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
"Tıkandı Baba, çay getir!.."
"Tıkandı Baba, kahve getir!.."
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı Baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tı…