Ana içeriğe atla

Coğrafyanın Hüznü



Bay  ka’nın coğrafyasında hüzün vardır, ama adalet yoktur. Öyle bir yer ki, her türlü acıyı saklar bağrında, her türlü yaşanmışlığı saklar bağrında, ama kimseye adalet getirmez bay ka’nın coğrafyası. İşte bay ka da bu coğrafyada olmayan adaletle yaşamın getirdiği her türlü yüke cesurca katlanmaktadır. Bu yüzden bir savaşçıdır adalet arayan bir savaşçıdır.

 Bay ka sokağa çıkıp, çekip kılıcını adalet istediğini haykırmak istiyor. Olmayan, ülkesinin olmayan yasalarından güç alan bay ka, savaşmak istiyor bütün yanlış şeylerle.

Sesinin tonu boğuktur, bildiği bütün hikayelerde ki kahramanlar gibi vardır bay ka, boğuk sessiyle olmayan, gerçekleşmeyen duygularıyla bir savaşçıdır. Öyle bir coğrafyanın savaşçısıdır ki, iki yüzlülüğün, ihanetin yalanın dolanın coğrafyasındadır. Bu coğrafyanın yalnız acıları, hüzünleri gerçektir geri kalan her şeyi sahtedir, korsandır. Geri kalan her şey bu coğrafya da ihanete açıktır, yalandır.

bay ka bu kirli coğrafyada, kendine gömülü yaşayan bir savaşçıdır, çünkü öyle şeylere rastlamıştır ki, her şeyin ne kadar kirli olduğunu iliklerine kadar hissetmiştir. Bir hiç uğruna kimler kurban oluyor hala gözlerinin önünde gerçekleşiyor. Ruhunda gerçekleşiyor.

Bay ka’nın coğrafyasında ölümler gerçektir, coğrafyayı kanla sulayan cesur erkekleri gerçektir, ama geri kalan nutuklar söylevler taraflar gerçek değildir, bazı gizemli güç sahipleri, geçmişleri ve kim oldukları belki tarihin en kanlı defterlerine kayıtlı kimliklerin devamı insanlar olarak,  bay ka’nın coğrafyasında bu cesur erkekler üzerinden iktidar kazanmak isteyen ac gözlü çirkin LUCİFER’lerdir.

Aç gözlülere teslimdir coğrafyasında ki her şey, bütün yiyecekler, içecekler, medyalar, iletişimle ilgili olan her şeyler, ellerinde tutuyorlar güçlerini, iktidarlarını zalimce kullanıyorlar.

Bay ka’nın coğrafyasında her şey ALLAH adına işleniyor, bütün suçlar ihanetler her şey onun adına yapılıyor, bu kadar kirli LUCİFERler dolaşıyor sokaklarda, hem şeytanın kendisini idare eden, hem halkı tanrı adına idare edenler, yani kısaca hem tanrıyı aldatanlar hem de şeytanı aldatanlar çıkarları adına….ALLAH’ım bay ka’yı bunların cümlesinden koru…

GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…