Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sosyolojiye Veda!!!

“İktidarlar sorunları izlemek için değil, çözmek için seçilirler.”
Toplumsal yapının anlaşılmaya ihtiyacı var, sorunların tespiti ve çözümleri için bunu yapmak zorunluluğu zaman ilerledikçe daha fazla belirgin bir hal alıyor. Devlet ise bu noktada daha çok yasa yaparak, demokratikleşme paketleri hazırlayarak sosyal yapıdan kaynaklanan sorunları çözmeyi arzu ediyor.
Türkiye için sosyolojinin gerekliliği ne zaman ortaya çıkacak? Devlet sosyolojiye neden ihtiyaç duymaz? Sosyal sorunlarının çözerken hangi sosyal bilimlerden faydalanır? Bütün bu sorulara vereceğiniz cevaplar sosyolojinin devlet için anlamını da belirlemiş olacaksınız.
Yasalar düzen sağlar, sorunları çözmez. Buna bir örnek olarak, geçen bir haber okumuştum bir hâkimin erkeklere seslenerek:”Kadınlardan uzak durun, yasalar pozitif ayrımcılık yaparak,  kadınların lehine” diye serzenişte bulunması dikkat çekiciydi. Toplumda var olan şiddet, yozlaşma, kültür erozyonu, gençler ve onların “anomi” halleri, yasalarla durumsal çözüm…

Türkiye Birleşik Devletlerine Doğru

“Barış güçlü kılar, içimizde ki savaşlar bizi güçsüzleştirir, zayıflatır. Bizim çocuklarımızda, yetim öksüz ve yoksul olarak ölmeye devam eder. Böylece gururlarımız okşanmış olur.hep birlikte gururla batarız.”
Bölgenin barışı içi, çatışmaların durması gerekiyor, ama çatışmalar, kamplaşmalar öyle bir düzeye gelmiş görünüyor ki, çatışmadan kaçmak mümkün görünmüyor. Bütün bu çatışmalar coğrafyada kim varsa içine çekiyor.
Buradan çıkışın zihinlerimizde nasıl olacağı konusunda büyük bir çaresizlik var. Bir taraftan izlediğimiz ise, insanların kitleler halinde, tarihsel ayrımlarına geri dönmeleri. Özellikle Osmanlı imparatorluğu zamanında var olan doğal sınırların doğuşunu izlemekteyiz.Göç hareketleri bunun en iyi örneklerini gösteriyor. Bir taraftan ise iranın net olarak bölgede aldığı, mezhepsel ve etnik savunma karşıtını doğuruyor.
Yapay toplum modelleri yıkılıyor, yapay kurulmuş devletler yıkılıyor. Ya da enin de sonunda yıkılacaktır. Burada tarih bir şey önümüze koyacak, batı esed’in gi…

İZİN'DEYİZ ATAM.

“Sen ve ben”, biz olamayız Ortak dili üreten şey, ortak kültür ve birikimdir. Okumadan ortak dil de pek mümkün görünmüyor. Kentler de kültürün, geleneğin canına okudu. İş, para, kariyer… kafeler, eğlenceler… vs bir dünya işte. Bunun adı da yaşam biçimi oldu. Kutsanmışsa dokunulmaz demektir. 
Okulumuz izinde. Okulların derdi ise uzun zaman, “atam izindeyiz” de kaldı. Bütün ortaokul boyunca, “ata tatile”mı çıkmış dediğim cümle. Gerçekten de eğitim tatildeydi. Bilgi aktaran sayın öğretmenlerimiz ise; çağdaş eğitim anlayışımızın şark bülbülleri gibiydi. “oğlum sen oku; kızım sen ezberle”yle geçti günler. Herkes, maaşının istikrarını pek sever. Düzen işler, vicdan mı,ahlak mı? Sanal âlemde birkaç cümleyle “günah da çıkartılır.”
Teknoloji batıdan gelir. Zaman durmuyor, siz isteniz de istemenizde zaman koşulları değiştiriyor. İnternet geldi, cep telefonu geldi, uydular, çanak antenler geldi. Bütün bunlar ise batıdan geliyordu. Biz hala “türküm, doğruyum, çalışkanımda”  idik. Cumhur…

Tehdit ve Barış

Kürtlerin ardı arkası kesilmeyen tehditlerinin nedeni nedir? Barış mı? Yoksa konjonktürel kazanımlarını daha da mı çoğaltmak istiyorlar. Öyleyse büyük bir yanılgı içinde olduklarını burada belirtmek isterim.
Haklarınızı devleti ve toplumu sürekli, ölümle, saldırıyla tehdit ederek elde edemezsiniz, bu yüzlerce yıldır incinen gururunuzu okşuyor olabilir, ama gerçekçi ve demokratik bir davranış biçimi değil.
Suriye'de bir kandil dağı yok ve bu coğrafya da herkes barıştan çok savaşmayı iyi bilir. Örgütün bunu iyi görmesi gerek; kendini İsrail’e,İran’a ya da başka güçlere dayandırarak devleti ve toplumu tehdit etmesi barışa hizmet değil, tam tersine savaşa çağrıdır.
Onlarca yıldır mücadele var; barışa bir adım atılmış ama nedense bu barışa atılan adım hemen aceleyle, bir an önce ne olacaksa olsunla, olur mu? Eğer öyle bir düşünceye kapılmışlarsa bu iyi niyetli bir çaba değil, daha çok bölgede kazanımlarını artırmak, ya da yeni mevziler için yapılan taktiksel belirlemelerden ibaret kalır.…

Hedef Erdoğan

Bir sosyolojik tespit olarak, Türkiye’nin istikrarının Sayın Erdoğan’dan geçtiği düşünülüyor, eğer Sayın Erdoğan giderse, Türkiye eskisi gibi olur. Krizler, siyasi anlaşmazlıklar, kurulamayan hükümetler ve bir birine düşman, kavgalı partiler.
Ortada aksini düşündürecek siyasi bir atmosfer yok, çünkü iktidara aday muhalefet partileri bile mevcut değil.
Chp’nin hayali iktidar olabilir, ama tek derdi var. Değerler, kimlikler ve bunun dışında hiçbir önerileri yok. Ekonomi batabilir, kaos olabilir ama bunlar önemli değil, chp’ye göre tek önemli şey var. İslam’ın sembolleri.
Mhp derseniz; bu durumunu mecliste muhafaza etmek istiyor. Biz böyle güzeliz, dokunmayın anlayışında.
Bdp ise kendini Kürtçü çizgiden zaten çıkarmıyor, çıkarmak da istemiyor. Varsa yoksa kendi Kürtleri.
Bu partilerin dışında hizmet hareketi var ki, Kemalistlere göre, cemaat kime destek verirse o iktidar olur, bunun en somut örneği de Ecevit hükümetinde ortaya çıkmıştı.
Zaten İslamcılar da cemaatin pragmatik olduğu bil…

Sosyal Barışımız!!

“Sosyal barış yasalarla mümkün değil, insanların birbirine yaklaşmasıyla, birbirini anlamasıyla mümkündür. “
Türk devleti bu kadar tehdidi kaldırır mı? Ulusalcı Kürtçüler bir yandan, Ulusalcı Kemalistler bir yandan, Hizmet Hareketi öteki yandan devlete karşı büyük bir talep ve tehdit içerisinde bulunuyor. Bunu yaparken yasalardan kaynaklanan haklarını kullanıyorlar. Burada şöyle bir soru karşımıza çıkıyor, devleti ve toplumu tehdit etmek demokratik bir hak mıdır?
İktidar partisi ise bu tehditleri görmezden geliyor, ama taleplerine demokratik paketlerle cevap vermeye çabalıyor. Ama şurası açık ki, toplumsal yapıları paketler çözemez, tarihten gelen çatlaklar mevcut, yaralar, acılar, ölümler mevcut.
Toplumdaki bu fay hatları bir çok karşıtlığı da beraberinde getiriyor. Alevi-Sunni, Kürt-Türk, Kemalist –Laik gibi. Demokratik paketlerle insan haklarını dağıtabilirsiniz, ama kitleler sosyal barış için adım atmak yerine yasalardan doğan haklarını yeni düşmanlık yapılarıyla güçlendirecekle…

SOSYAL BELİRSİZLİK "anomi" ÜZERİNE

Tasarlanmış,belirlenmiş bir sosyal belirsizlik var. Toplumsal yapının bozulması sağlayan dinamikler var. Bu dinamikler daha çok elitlerin,yeni oluşan sınıfa karşı yürüttüğü bir mücadele biçimdir. Öyle ki her kavramın anlamı tek tek çürütülüyor. Toplumda var olan her kurumun saygınlığını bozuyorlar. Bir tür kaos algısı yaratma ve bu algı üzerinden var olan siyasal yönelimi kesintiye uğratarak, yenden kaybettikleri siyasal iktidarı kazanmak istiyorlar.
Türkiye de siyasal iktidarın gücü toplumu tepeden aşağıya doğru belirlemesinden gelir. O yüzden çekicidir, bu topraklarla ilgili hayali olan herkes bu gücü eline geçirmek ister. Bunun bir yanılgı olduğu “gezi” sürecinde algılandı. Aslında iktidarın on yılda hiçbir toplumsal olguyu ve olayı belirlemediği ortaya çıktı.
Öyle anlaşıldı ki artık tepeden bir belirleme değil, sokakta bir “anomi” “belirsizlik” yaratarak, güç dengelerinin yeniden oluşturulabileceği algısı güçlendi. Onun için saflarda oynamalar var, taraflarda geçişler var. Bu görü…