Ana içeriğe atla

Türkiye Birleşik Devletlerine Doğru

“Barış güçlü kılar, içimizde ki savaşlar bizi güçsüzleştirir, zayıflatır.
Bizim çocuklarımızda, yetim öksüz ve yoksul olarak ölmeye devam eder.
Böylece gururlarımız okşanmış olur.hep birlikte gururla batarız.”

Bölgenin barışı içi, çatışmaların durması gerekiyor, ama çatışmalar, kamplaşmalar öyle bir düzeye gelmiş görünüyor ki, çatışmadan kaçmak mümkün görünmüyor. Bütün bu çatışmalar coğrafyada kim varsa içine çekiyor.

Buradan çıkışın zihinlerimizde nasıl olacağı konusunda büyük bir çaresizlik var. Bir taraftan izlediğimiz ise, insanların kitleler halinde, tarihsel ayrımlarına geri dönmeleri. Özellikle Osmanlı imparatorluğu zamanında var olan doğal sınırların doğuşunu izlemekteyiz.Göç hareketleri bunun en iyi örneklerini gösteriyor. Bir taraftan ise iranın net olarak bölgede aldığı, mezhepsel ve etnik savunma karşıtını doğuruyor.

Yapay toplum modelleri yıkılıyor, yapay kurulmuş devletler yıkılıyor. Ya da enin de sonunda yıkılacaktır. Burada tarih bir şey önümüze koyacak, batı esed’in gitmesini istemiyor , o halde güneyimiz de ki nüfus ne olacak; orada ki devletsizliğin ortaya çıkaracağı sorun kimi ilgilendirecek. Yoksa küçük küçük şehir devletleri mi doğacak? Bu yapılar bölgeye barış ve istikrar getirir mi? Buna benzer çokca soruyu sorabiliriz.

Sorular ve sorunlar yumağı karşısında çaresizliğimiz ortada, öyle ki kendi kapımızda ki sorunlarımız için bile okyanus ötesinden beklentilerimiz var. Tek dişli medeniyet canavarını bile çağırıyoruz. Yeter ki katliamlar dursun diye.

Buradan çıkmak zorundayız. Öyle ya da böyle çıkmalıyız. Kürtle, arapla, türkmenle el ele vererek buradan çıkacağız. Herkesin bu gerçeği görmesi lazım ki çatışmak çözmüyor. Kimseye de bir fayda kazanç sağlamıyor. Tarafları tüketiyor, toplumları tüketiyor.

O halde bir ideal umut ve hayal olarak şunu ortaya koymak istiyorum. Bölgede çatı bir devlet kurulabilir, bölgeler kendi içinde özerk eyaletlere ayrılır, iç işlerinde bağımsız dış işlerinde ise bu çatı devlete bağlı olurlar. Türkiye bir çatı olabilir, Kürdistan eyaleti kurulur, Türkmen eyalet kurulur, Arap eyaleti kurulur.


GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

OBJE OLARAK İNSAN

“İnsan anlamla güzelleşir. Anlamı olmayan, içi boş olan insan bir objeden öte bir şey değildir. Mevlana, yunus emre daha niceleri yalnızca anlamla var.”

İnsan, bir çok açıdan bakıldığın elbette bir objedir. Somut, belli bir gerçekliği olan ve yer kaplayan olarak “varolan”ı ifade eder. Ama daha başka açılardan bakıldığında özellikle “kadim” uygarlığın yarattığı dünyadan bakınca insanın daha başka bir şey olması gerektiğini öğreniyoruz.
O kadim uygarlığın tam ortasında duran bireyler olarak insana daha başka bir gözle bakmamızdan ve insana “yüce”lik vermemizden daha doğal bir şey olamaz. Bu bakış açımız, günümüzde bir şekilde biçim değiştiriyor, ne olursa olsun her şekilde insana ait görüntüleri “alkışlama”, ne olursa olsun “paylaşma”, ne olursa olsun “beğen”me gibi bir takım alışkanlıklar edindik ve olur olmaz yerde bu ifadeleri sunuyoruz. Neden bu noktada olduğumuz sorusunun cevabını bulmak elbette mümkün, bir takım süreçlere baktığımızda bunun cevabını görebiliriz, özellikle eğitim, ai…