Ana içeriğe atla

TÜRKİYE'NİN KAFASINA SIKTILAR


Türkiye uzun zamandır Türkiye cumhuriyetine kimin hakim olacağı kavgası vermektedir. Bu hem uluslar arası hem de yerel bir kavgadır. İmparatorluk kalıntıları, azınlıklar Türkiye’de uzunca zaman istedikleri gibi hüküm sürdüler.

Türkiye’nin azınlıkları, elitleri merkezi hiç terk etmediler. Son ak parti iktidarı,işte bu merkezi ele geçirme gücüne erişmişken, bu son seçkinler ellerinde büyük bir koz olarak sakladıkları cemaati sahaya sürdüler.

Cemaat karanlık bir örgüt gibi eylemlere girişti. Gezi parkı ve öncesinde polisin küçük gruplar üzerinde yarattığı şiddet görüntüleri beni geziden çok önce rahatsız etmeye başlamıştı. Polisin yarattığı şiddet,orantısız, abartılı ve barbarcaydı. her eylem yapan küçük gruplara saldırmalarının hiçbir mantığı olamazdı.

Gezide gördük ki bütün bu şiddet görüntüsü toplumu tahrik etmek, kitleri aşağılayarak onların öfkelenmelerine neden olup, kitle hareketlerini iyice köpürtmek. Bunu da kısmen başardılar. Bunları yaparken tam da liderin dizinin dibinde yaptılar, gözlerinin içine bakarak onu vurmak istediler.

Şuan anda da aynı eylem biçimini hâkim oldukları alanlarda sürdürmeye çalışıyorlar, Fethiye’deki emniyet amirinin haberlere yansıyan diyalogu çok ilginçti, kayıt edilmeye değer, eylemcilerin karşısına geçmiş, “dün istediğiniz her şeye izin verdim, şimdi dağılın” diyordu. Eylemcinin cevabı ya bir parola olarak, ya da geleneksel bir dil sürçmesiyle şöyleydi “niye abi.” Bu durum bize işaret ediyor ki tezgâhlar kurulmuş, sahne kurulmuş, figüranlar tutulmuş ve oyun sergilenmektedir.

Türkiye böyle bir oyunu Sivas olaylarında da görmüştü, saatlerce polisin yarattığı güvenlik zafiyeti şehri bir savaş alanına çevirmişti, ben Sivas’ta o vakitler lise de öğrenciydim, hepimiz olaylar başlamadan çok önce duymuştuk ki eylemler olacak, ama öyle anlaşılıyor ki polisler yeterli tedbir almayarak dönemin ve darbecilerin isteklerini yerine getirmişlerdi.

Geriye kalanlara ise insanların cenazelerini kaldırmak kalmıştı. Şimdi yeni bir cenaze kaldırıyoruz, on beş yaşındaki bir çocuğun cenazesi…bunu Türkiye hak etmiyor. Öyle anlaşılıyor ki birilerinin Türkiye üzerinde ki emelleri yüzünden, Amerikan’dan uzanan o el yüzünden, polisler üzerinde olmayan devlet otoritesi yüzünden, nihayetinde genç bir fidanı toprağa veriyoruz.

Gelin canlar bugün yas tutalım, bu sizi kırmak isteyen, bütün memleketi ateşe atmak isteyen, bütün katillere karşı Anadolu’nun kadim halkları olarak barışı yeniden hep birlikte inşa edelim.



GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

OBJE OLARAK İNSAN

“İnsan anlamla güzelleşir. Anlamı olmayan, içi boş olan insan bir objeden öte bir şey değildir. Mevlana, yunus emre daha niceleri yalnızca anlamla var.”

İnsan, bir çok açıdan bakıldığın elbette bir objedir. Somut, belli bir gerçekliği olan ve yer kaplayan olarak “varolan”ı ifade eder. Ama daha başka açılardan bakıldığında özellikle “kadim” uygarlığın yarattığı dünyadan bakınca insanın daha başka bir şey olması gerektiğini öğreniyoruz.
O kadim uygarlığın tam ortasında duran bireyler olarak insana daha başka bir gözle bakmamızdan ve insana “yüce”lik vermemizden daha doğal bir şey olamaz. Bu bakış açımız, günümüzde bir şekilde biçim değiştiriyor, ne olursa olsun her şekilde insana ait görüntüleri “alkışlama”, ne olursa olsun “paylaşma”, ne olursa olsun “beğen”me gibi bir takım alışkanlıklar edindik ve olur olmaz yerde bu ifadeleri sunuyoruz. Neden bu noktada olduğumuz sorusunun cevabını bulmak elbette mümkün, bir takım süreçlere baktığımızda bunun cevabını görebiliriz, özellikle eğitim, ai…