Ana içeriğe atla

ESKİ TÜRKÇE

Lisan-i Osmani tartışmasında Osmanlıca dediğimiz şeyin Arabi harflerle yazılmış eski Türkçe olduğu gerçeğini herkes öğrenmiş oldu. Hala arada bazı bağnaz laikçiler bize Arapça öğretmezsiniz avamlığını sergileseler de toplumun büyük bir kesimi bu gerçeği öğrenmiş oldu.

Belki burada asıl tartışılması gereken konu biz Osmanlıcayı niçin öğreneceğiz? Bu soru yerinde bir soru, çünkü eski harfleri öğrenmek bir kültür işi, bir okuryazarlık işidir. Şu an için ise bu soruya cevap aramanın makul gerekçesini bulmak zordur. Nihayetinde öğrenme gerekçemiz bilgiyle, bilgilenmekle ve belli değerlerle donanmakla ilgilidir. Oysa günümüz insanı, gençliği daha pratik yollarla ve hızlıca bilgiye ulaşıyor. Bilgiyi zaman harcayarak, emek harcayarak, sabırla günlerce çalışarak özümseme şekli ortadan kalkmış görünüyor.

Her şeye rağmen Osmanlıca yani eski Türkçeyi öğrendiğimiz de nasıl bir anahtara sahip olacağınızı, ne tür kitaplara ulaşacağınızı cevaplamaya çalışayım.

Osmanlıca öğrendiğiniz de Mevlana’nın Osmanlıca mesnevi şerhlerini okuyabilirsiniz, ünlü hocaların İslam üzerine yazdıkları kitapları okuyama bilirsiniz,  Osmanlı tarihine vakıf olmak için, Asım tarihini, Naima tarihine, Cevdet Paşa tarihine kolaylıkla ulaşabilirsiniz, ayrıca  Selçukname’yi, Dede Korkut’u, hatta Orhun kitabelerini bile okuyabilirisiniz. Göktürk harflerini öğrenip Orhun kitabeleriyle ilgili ciddi malumat elde edebilirsiniz.

Bunların hepsi okumakla ilgili, yani Osmanlıca öğrendim de oldu da bitti maşallah meselesi değil, Arap harfleriyle Türkçenin yazımını öğrenmek sadece bir anahtar elde etmektir. Eğer bu anahtarın neyi açtığını bilmezseniz boşa emek ve zaman kaybı olur.

Osmanlıca tarihi ve geçmişi okumak için öğrenilir. Osmanlıca demek, Şehname’nin, Attar’ın kitaplarının Osmanlıca tercümelerini ve şerhlerini okumak anlamına geliyor.

Şeyh Bedrettin’in Varidat Namesini, Hacı Bektaş velinin menkıbelerini, gazavat nameleri, masalları ve hikayeleri okumak anlamına geliyor.

Türkçenin büyüsüne ve gücüne vakıf olmak anlamına geliyor. Bugün gak guk düzeyindeki kelime dağarcığının zenginleşmesi anlamına geliyor.

Molla Cami’nin, Hafız’ın şiirleri ve şerhlerini okumak anlamına geliyor, Dertli’nin divanına vakıf olmak demek, Nesimi, Nefi, Nedim, Baki, Fuzüli divanlarını orijinal halinden okumak anlamına geliyor.

Namık Kemal’i, Haluk’un Defteri’ni, Mehmet Akif’i, Falih Rıfkı Atay’ı orijinal baskılarından okumak anlamına geliyor.


Prens Sebahatin’i, Ali Suavi Bey’i, Ziya Gökalp’ı ve bunların içtimaiyat çalışmalarını hep orijinal halinden okuyacaksınız. Hülasa her şey okumakla ilgili, bütün bunları ben okurum, ben severim, boş boş vaktimi geçireceğime, kendi benimi inşa ederim diyorsanız ki öyle dediğinizi duyar gibiyim, o zaman gidin Osmanlıcayı öğrenin çok kolaydır.

GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

ÜZÜLME

Kaybolan Yusuf döner gelir Kenan’a, üzülmeHüzünler kulübesi döner bir gülistana, üzülme  Gamlı gönül, düzelir halin, karamsar olma
Şu divane başım kavuşur yine huzura, üzülme

Ömür baharı dönse yine çimenlik tahtına
Güzel öten kuşum, çelenk koyarsın başına, üzülme.

Felek dönmediyse iki gün muradımızca
Devran böyle sürmez ya hep; üzülme

Yitirme umudunu aman! Bilmiyorsun gayb sırlarını
Perde arkasında ne gizli oyunlar döner! Üzülme

Gönlüm, varlığımın temelini götürse de yokluk seli
Nuh’tur kaptanın; dert etme tufanı, üzülme.

Çölde yürüyeceksen Kâbe’ye varma şevkiyle
Deve dikenleri yaksa da canını, üzülme.

Konak yeri tehlikeli, varış yeri çok mu uzak
Sonu gelmeyecek bir yol yoktur; üzülme.

Canandan ayrılık, rakibimin sıkıştırması; halim bu
Biliyor hepsini halden hale sokan Tanrı; üzülme.

Hafızım, fakirlik köşesinde, kara gecelerin halvetinde
Virdin dua ile Kur’ân dersiyse, üzülme
ŞİRAZLI HAFIZ

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı