Ana içeriğe atla

Osmanlıca Türkçeymiş

Osmanlıcayla ilgili uzun yıllar hiçbir bir temasım olmadı, çünkü etrafımızda böyle bir bilgi ve bilinç yoktu. Daha çok “bu Atatürk var ya” harf devrimi yaptı bir gece de cahil kaldık diyen kafalar tarafından etrafımız sarılmıştı. Nasılsa kimse ne olup bittiğini izah etmiyor. Biz de sanıyorduk ki Osmanlıca diye eski bir dil var, adamlar tutmuş bizim dilimizi değiştirmişler. Sonradan öğrendik ki sadece alfabe değişmiş, yani biz hep Türkçe konuşuyormuşuz, bu kadar komik bir şey olduğunun farkındayım.

Osmanlı tarihiyle ilgiliyse zaman zaman okumalarım oldu ama Osmanlıya özel bir anlam yüklemedim bunun içinde çok fazla şeyini okuma eğilimi göstermedim. Çünkü etrafıma baktığımda Osmanlının izleri yerine Selçuklu medeniyetini görüyordum. Bu bende Selçukileri öğrenme arzusu uyandırıyordu. Oysa gördüğüm şuydu ki Selçukilerle ilgili doğru düzgün bir araştırma yoktu.

Bir taraftan da sosyolojinin tarihsiz olamayacağı gerçeği, toplumları anlamının yolu tarihten geçiyor, yani tarihin sosyolojinin bir parçası olduğunu fark ettim. Ama biz Türkiye’nin yakın yüzyılı okuyamıyorduk, oysa Türkiye’nin en büyük sosyolojik dönüşümleri son iki yüz yıl içinde gerçekleşmişti, bunun büyük kısmı ise Arabi harflerle yazılmıştı. Kendi açımdan Türkiye’nin sosyolojisini belirlemek için eski yazıyı öğrenmenin gerekliliği gün gibi ortaya çıkıyordu.

Tarihin Arka Odası Programını sunan Sayın Murat Bardakçı’nın Osmanlıca bilmeyen aydın olamaz söylemi de dikkatimi çekiyordu. Bu uyarıcı etki yapıyor, içten içe nasıl öğrenirim acaba soruları beliriyordu. Belli tesadüfler sonucunda birden kendimi Osmanlıca öğrenirken buldum, tabi ücretsiz olması da ayrı bir cazipti. Gözümde büyüttüğüm zor zannettiğim, bizde eski yazı diye bilinen, bu yazıyı birkaç ay içerisinde okur hale gelmiştim. Üstelik keyifliydi, zor gelmiyordu.

Sonra fark ettim ki Osmanlının klasik dönemlerine ilişkin metinlere vakıf olmanın hiçte kolay olmadığını gerçeğidir. Elbette yalın Türkçeyle yazılmış metinleri kolaylıkla okurken, Osmanlının klasik dönemine ilişkin metinler de Türkçeye hâkim olan Arapça ve farsça kelimelerin çokluğu meselenin sandığımın aksine kolay olmadığıdır.

Bunun için Arapçanın ve Farsçanın en azından temel yapılarını bilmek gerekiyordu, oysa Arapça çok zor görünüyordu, Farsçayla ilgili ise hiçbir fikrim yoktu. Selçuklularla ilgili tarihi kaynakların farsça olduğunu öğrenince, Farsça öğrenirsem Selçuklunun kapıları bana açılacaktı. Bu hevesle Farsçaya bir bakayım hele dedim ki, deyiş o deyiş…

Bir şeyi öğrenmek, bir bilgiye vakıf olmak elbette hiç kolay değil, emek istiyor, zaman istiyor, özveri istiyor. Yani birçok şey feda ederek karşılığında bilgiyi elde edebiliyorsunuz. Tabi günümüz kuşağı açısından bunun bir anlamı yok, çünkü para etmiyorsa, kariyer getirmiyorsa, zaten google sorup, oradan öğreniyorsa “ne gerek” var diyorlar.

En iyisi mi siz hiç zahmet etmeyiniz, siz google bakınız, kitapları bize bırakınız. O yüzden Osmanlıca zorunlu ders olacakmış da mış, mış, teranelerinin bu çağda bir anlamı yok. Google var, bu gün doktora tezleri bile oradan araştırılarak yazılıyor. Yani boş yere zahmet etmeyiniz, kitapları bize bırakınız, siz kes yapıştır kopyala yapınız.



GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

ÜZÜLME

Kaybolan Yusuf döner gelir Kenan’a, üzülmeHüzünler kulübesi döner bir gülistana, üzülme  Gamlı gönül, düzelir halin, karamsar olma
Şu divane başım kavuşur yine huzura, üzülme

Ömür baharı dönse yine çimenlik tahtına
Güzel öten kuşum, çelenk koyarsın başına, üzülme.

Felek dönmediyse iki gün muradımızca
Devran böyle sürmez ya hep; üzülme

Yitirme umudunu aman! Bilmiyorsun gayb sırlarını
Perde arkasında ne gizli oyunlar döner! Üzülme

Gönlüm, varlığımın temelini götürse de yokluk seli
Nuh’tur kaptanın; dert etme tufanı, üzülme.

Çölde yürüyeceksen Kâbe’ye varma şevkiyle
Deve dikenleri yaksa da canını, üzülme.

Konak yeri tehlikeli, varış yeri çok mu uzak
Sonu gelmeyecek bir yol yoktur; üzülme.

Canandan ayrılık, rakibimin sıkıştırması; halim bu
Biliyor hepsini halden hale sokan Tanrı; üzülme.

Hafızım, fakirlik köşesinde, kara gecelerin halvetinde
Virdin dua ile Kur’ân dersiyse, üzülme
ŞİRAZLI HAFIZ

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı