Ana içeriğe atla

KPSS SAÇMALIKTIR

Kpss sınavı ilk çıktığında bir anlam verememiştim, çünkü bir üniversiteden mezun olup da sonra da lise müfredatına ilişkin malumat sınavına girmenin bir mantığını bulamamıştım. Ben bu mantık çerçevesinde sınava bir anlam yüklemeye çalışırken, gençlik zaten baştan durumu kabullenmiş, yayın evleri zaten kitapları dünden hazırlamış, hemen test çözmeye başlamışlardı.

Gençlerin test kültürünü, test çözme eylemini bu kadar kolaylıkla benimsemelerine de her zaman hayret etmişimdir. Çünkü belki dünyada ve dünyanın tarihinde bu kadar saçma sapan bir bilgi edinme yöntemi mevcut olmamıştır. Hiç sanmıyorum. Çünkü ilim edinmek deseniz değil, malumat biriktirmek desen değil, bir şeye ilişkin uzmanlık deseniz hiç değil.

Türkiye’ye bu belayı bulaştıranı bulmak lazım, çünkü bugün eğitimde geldiğimiz nokta tam bir fiyasko gibi görünüyor. Türkiye’nin bunca debelenmesi, kalkınmakta zorlanması ve üretememesinin temellerini burada aramak hiç de yabana atılacak bir durum değildir.

Üniversiteye aldığınız bir bireyi dünya standartlarında bir eğitimle donatmak gerekirken, herkes ama herkes her açıdan bir an önce üniversiteyi bitirip, hemen kpss kazanıp memur olarak atanmak istiyor.

Atanma ve memur olma isteğinde elbette anormal bir şey yok, ama bütün eğitimin ve her şeyin buna endekslenmesi ve bunun tek ölçüsünün de kpss’yi kazanmak diye bir şeye dönüşmesi akıl alır gibi değil…

Kpss’yi kazanmak diye bir şey var, sen kpss’yi kazanamadın mı diye soruluyor, evet diyorum ben kazanamadım, çünkü bu kadar saçma bir sınavı zihnim hiçbir zaman kaldırmadı, sevemedim arkadaş ben bu sınavı diye arabesk bir tutumum da yok değil hani, o da var….Osmanlıca öğrendim, farsça öğrendim, yazılım, web programlama öğrendim, ama kpss’yi kazanamadım gibi bir sonuçta doğrusu kendi bünyeme ağır geliyor.

Şu günlerde ise zaten bu sınavın bir zümre tarafından çalındığını izliyoruz, hem de öyle üç beş kişi değil, ortada on binlerce kişiyi kapsayan bir hırsızlık vakası var. Bunu hep bilirdik, söylenirdi, ama bu büyüklükte bir hırsızlığın olduğunu kimse düşünemezdi… bazen ben bile yok o kadar değil filan demişliğim vardır. Ama geçen yıllarda karşılaştığım bir kişinin özel bir okulda öğretmenler odasında söyledikleri hala aklımda dedi ki: “evet, sınavdan bir gece önce sınav soruları benim mailime geldi, ama ben tenezzül etmedim…” Bu memleketin böyle onurlu evlatları da vardır. Bu sözleri işitince, tekrar tekrar sorup teyit edince, paralel çetenin sınav hırsızlığının ne boyutlarda olduğunu anlamam gecikmedi.

Şunu vurgulamak istiyorum ki ölçütü doğru koymazsanız, o ölçüte göre seçtikleriniz de hep yanlış olur. Nihayetinde her şey insan kalitesiyle, birikimiyle, bilgisiyle, görgüsüyle ilgisi olması gerekirken, kpss gibi saçma bir sınavın ölçüsüne bağlarsanız ortaya garabet bir şey çıkar. Yok ben kpss’yi kaldırmam, bu sınavla seçmeye devam ederim diyorsanız, öyleyse buyurun seçmeye devam edin demekten başka bir şey söylemek düşmez bize.





GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

OBJE OLARAK İNSAN

“İnsan anlamla güzelleşir. Anlamı olmayan, içi boş olan insan bir objeden öte bir şey değildir. Mevlana, yunus emre daha niceleri yalnızca anlamla var.”

İnsan, bir çok açıdan bakıldığın elbette bir objedir. Somut, belli bir gerçekliği olan ve yer kaplayan olarak “varolan”ı ifade eder. Ama daha başka açılardan bakıldığında özellikle “kadim” uygarlığın yarattığı dünyadan bakınca insanın daha başka bir şey olması gerektiğini öğreniyoruz.
O kadim uygarlığın tam ortasında duran bireyler olarak insana daha başka bir gözle bakmamızdan ve insana “yüce”lik vermemizden daha doğal bir şey olamaz. Bu bakış açımız, günümüzde bir şekilde biçim değiştiriyor, ne olursa olsun her şekilde insana ait görüntüleri “alkışlama”, ne olursa olsun “paylaşma”, ne olursa olsun “beğen”me gibi bir takım alışkanlıklar edindik ve olur olmaz yerde bu ifadeleri sunuyoruz. Neden bu noktada olduğumuz sorusunun cevabını bulmak elbette mümkün, bir takım süreçlere baktığımızda bunun cevabını görebiliriz, özellikle eğitim, ai…