Ana içeriğe atla

ÖTEKİLERİN DOĞUŞU


“romantik söylemlerin sosyolojik dönüşümlere bir etkisi yoktur”

Kahramanlık miti bir ulusun doğuşu için temel bir argümandır, beraberce kazanılmış savaşlar, omuz omuza halaylar ulus bilincini ören temel göstergelerdir.

Ulusal bilinç geç de olsa Anadolu coğrafyasına bulaşmış durumda. Bu konuda siyasetçiler kadar iyimser değilim. Çünkü söylemlerin iyimserliği tarihi akışı geri çeviremez, sosyolojik hakikatler daima kendini dayatır.

Burada kardeşlerim diye seslenmek baya romantik bir şey olurdu. Elbette tek tek kimseyle sorunumuz olamaz, kapı komşumuzla bir meselemiz olamaz, ama şurası açık ki sosyoloji ilmi açısından, okumuş insan sorumluluğuyla toplumsal yönelimleri tespit etmek zorundayız.

Sokaklarda kontrol edemediğiniz kalabalıklar oluşuyor fark etmiyor musunuz? Ne olacak canım devletiz, birkaç tankla filan dağıtırız, ama şimdilik çözüme giden yol yara almasın diye müdahale etmiyoruz, diyorsanız ki iyi de ediyorsunuz. ama fark etmediğiniz o kalabalıklar size karşı kendi duvarlarını örüyor, sınırlarını geliştiriyor.

Toplumsal yapı tam ortadan yarılıyor, bir kitle bir şey kutlarken diğer kitle o kutlamaları seyrediyor, onlara katılmıyor… bu bölünme zihinsel ve siyasal bir bölünmedir. Bir kitleyi bir merkez idare ediyor, başka bir kitleyi başka bir merkez idare ediyor. Görünür de çözüme gidiyoruz, ama bu çözümün duvara toslama ihtimali çok yakın.

Bu bir kazanımlar mücadelesi, devlet üzerinde ki güvenlik riskini azalttığı için rahat hareket ederim yanılgısıyla hareket ederken, devletin barış için, huzur için çekildiği alanları ise başka savaşçı unsurlar, başka silahlı unsurlar doldurmaktadır.

Söylem bazında ki din birliği, kardeşlik bağı ilkeleri göz kamaştırıcıdır, ama Türkiye’nin etnik unsurlarında bu söylemin karşılık bulmadığı açık, çünkü neredeyse bütün etnik unsular mücadele alanı belirleyip oradan bir savunma hattı çıkarma peşindeler. Buna örnek istiyorsanız, Çerkezlerin kurduğu partiyi ve söylemlerini incelerseniz görürsünüz.

“kobani direnişi kürt  kahramanlık destanına dönüştü”

Kobani de bir zafer kazanıldı, öyle ya da böyle algı olarak zafere dönüşen bir süreç var, bu böyle toplumsal hafızada yer aldıktan sonra artık geriye çevrilemez. Ama bu zaferin siyasal olarak sahipleri çok… Barzani açıkça zaferi kendi hanesine ve kürt ulusu adına yazma gayretleri, Barzani’n yaptığı açıklamalarda orta çıktı.

Barzani’nin mesajındaki başka bir boyut ise Barzani’n kendini Kürt ulusunun tek otoritesi ve gücü olarak sunma gayretlerdir. Yayınladıkları mesajlarda açıkça Barzani kendi dışında bir Kürt otoritesi tanımak istemiyor. Türkiye’deki Kürtler ise bu direnişi pkk-pyd hanesine yazmak istiyorlar, bu tartışma bile karşımızda yeni bir sosyolojinin var olduğu gerçeğini bize vaaz ediyor. Bunu görmezden gelmek, yokmuş gibi farz etmek, Türkiye’nin çok şeyini anlamamaktır.

Bundan sonra yaşanacak şeyler ilginç olacak, barış evet mümkün görünüyor, ama barış bir ulus olma bilinciyle, ya da ümmet kardeşliği etrafında değil, iki farklı ulus bilinciyle gerçekleşeceğinden kuşku yoktur.


Birçok açıdan burada yaptığım tespitlerim rahatsız edici bulunabilir, temelinde milliyetçi bir söylem olarak algılanabilir, ama açık yüreklilikle söylemeliyim ki sosyal olaylara ilişkin okuduğum şey sosyolojiyle ve tarihin akışıyla ilgilidir. 

GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

OBJE OLARAK İNSAN

“İnsan anlamla güzelleşir. Anlamı olmayan, içi boş olan insan bir objeden öte bir şey değildir. Mevlana, yunus emre daha niceleri yalnızca anlamla var.”

İnsan, bir çok açıdan bakıldığın elbette bir objedir. Somut, belli bir gerçekliği olan ve yer kaplayan olarak “varolan”ı ifade eder. Ama daha başka açılardan bakıldığında özellikle “kadim” uygarlığın yarattığı dünyadan bakınca insanın daha başka bir şey olması gerektiğini öğreniyoruz.
O kadim uygarlığın tam ortasında duran bireyler olarak insana daha başka bir gözle bakmamızdan ve insana “yüce”lik vermemizden daha doğal bir şey olamaz. Bu bakış açımız, günümüzde bir şekilde biçim değiştiriyor, ne olursa olsun her şekilde insana ait görüntüleri “alkışlama”, ne olursa olsun “paylaşma”, ne olursa olsun “beğen”me gibi bir takım alışkanlıklar edindik ve olur olmaz yerde bu ifadeleri sunuyoruz. Neden bu noktada olduğumuz sorusunun cevabını bulmak elbette mümkün, bir takım süreçlere baktığımızda bunun cevabını görebiliriz, özellikle eğitim, ai…