Ana içeriğe atla

TERÖRİZM SİYASET BİÇİMDİR

“Yeni bir çağ ve yeni bir kuşak geliyor. Bu kuşak ataları gibi çıkarları uğruna köleliği tercih etmeyecekler, onurlarıyla ölmeyi tercih edecekler, Avrupa’nın başı işte bu kuşakla belaya giriyor. “

Terörizm bir siyaset biçimdir, bir kimliğin varlığını savunma ve dayatma biçimdir. Avrupa sosyolojisinde yeni kuşaklar eskiler gibi boyun büken, itaat eden köleler değil...onlar diğerleri gibi olmak istiyor, herkesin sahip olduğu hakları istiyorlar.

Terör bir hastalık biçimi değil, bir propaganda şeklidir. Bir şiddet eyleminin dini ve siyasi olduğu için adı terör oluyor. İnsanları bu eyleme motive eden şey, bizatihi bir siyasi amaç sahibi olmalarından geçiyor.

Bugün dünyayı şekillendiren şey de bu kimliğe ve inanca dayalı üretilen terör faaliyetleridir. Bunu en iyi kullanan, şekillendiren, literatüre sokan da İsrail, iran, Amerika gibi devletlerdir.  Terör Dünya medeniyetlerinin birbiriyle savaşma şekli haline gelmiş görünüyor, karşılıklı savaş yerine birbirine dönük terör faaliyetleriyle amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar.

Türkiye’ye karşı yürütülen terör faaliyetlerinin hemen hepsinde siyasi bir amaç vardır. Pkk’nın terör faaliyetlerinin temelinde hem siyasi bir amaç varıdır hem de terörist faaliyetlerle bir kimlik inşasına kalkmıştır.

Şiddeti kınayabilirsiniz, şiddetin boyutunu kınaya bilirisiniz, ama eninde sonunda bu terör faaliyetlerinin amaçlarını paylaşırsınız…bugün batı Hıristiyan dünyası ile İslam dünyasını karşı karşıya getiren tam da bu algıdır.

Terör eyleminin nasıl yapıldığı, kim tarafından yapıldığının bir önemi yoktur, asıl önemi neyi hedeflediğinden gelmekte ve sonuçlarını herkes paylaşmaktadır.

Batı içinde gerçekleşen bir terör eylemi, bütün dünyadaki karşıtlığı tetikliyor, karşı karşıya getiriyor, bir süre sonra gerçekleşen olay unutulacak, onun yerine iki medeniyetin bir birine karşı olan kadim düşmanlıklar kalacaktır.

İslam bir dindir, dinler şiddet telkin etmez, yol göstericidir, barışı vaaz eder, ama insanlar sosyolojik özellikleri dolaysıyla bir din içerisinde terör üretebilir, şiddeti bir araç olarak görebilirler.

Bugün Afrikalının, Ortadoğulunun elinde fazla seçenek yok, daha iyi bir hayat için bir sürü şeyi denemek zorunda, bu kitlelerden hümanist bir İslam ve din anlayışı beklemek gerçekçi değildir. Nitekim de şuan ki derdimiz islamofobi değildir.

İslamofobi elbette batıyı suçlamak için bir argüman olabilir, ama gerçekçi ve tarihi dayanaklarından yoksundur, çünkü zaten batı İslam’ı başından beri şeytanileştirmiş ve ötekileştirmiştir.


Batının müslümanları köle gören bir anlayışı yeni değildir. Her zaman da öyle olmuştur, bunun karşısında Müslümanların kendilerine ve coğrafyalarına sahip çıkıp, batı ve onun bütün uzantılarını coğrafyadan def etmekten geçiyor…batı, bizi nasıl bilir kaygısı yerine, biz özgürlüğümüze ne zaman kavuşacağız mücadelesi daha anlamlı olur.

GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

OBJE OLARAK İNSAN

“İnsan anlamla güzelleşir. Anlamı olmayan, içi boş olan insan bir objeden öte bir şey değildir. Mevlana, yunus emre daha niceleri yalnızca anlamla var.”

İnsan, bir çok açıdan bakıldığın elbette bir objedir. Somut, belli bir gerçekliği olan ve yer kaplayan olarak “varolan”ı ifade eder. Ama daha başka açılardan bakıldığında özellikle “kadim” uygarlığın yarattığı dünyadan bakınca insanın daha başka bir şey olması gerektiğini öğreniyoruz.
O kadim uygarlığın tam ortasında duran bireyler olarak insana daha başka bir gözle bakmamızdan ve insana “yüce”lik vermemizden daha doğal bir şey olamaz. Bu bakış açımız, günümüzde bir şekilde biçim değiştiriyor, ne olursa olsun her şekilde insana ait görüntüleri “alkışlama”, ne olursa olsun “paylaşma”, ne olursa olsun “beğen”me gibi bir takım alışkanlıklar edindik ve olur olmaz yerde bu ifadeleri sunuyoruz. Neden bu noktada olduğumuz sorusunun cevabını bulmak elbette mümkün, bir takım süreçlere baktığımızda bunun cevabını görebiliriz, özellikle eğitim, ai…