Ana içeriğe atla

TÜRK’ÜN ACI GÜNLERİ

“Bu toprakları bize vatan kılan bütün şehitleri, gazileri, isimsiz kahramanları saygı ve hürmetle anıyoruz.”

“Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” dizesini bilmeyenimiz yoktur. Anadolu’yu bir Türk yurdu haline getirmek için bin yıldır şehit veriyoruz. Hem de hiç kesintisiz şehitler verdik, vatan evlatlarını, genç fidanları Sarıkamış’ta, Allahu Ekber dağlarında Türk’ün binlerce evladını kurban verdik.

Galiçya’da, Yemen’de Kanal cephelerinde, Arabistan çöllerinde binlerce Mehmet ya şehit oldu, ya düşman eline esir düştü, sahipsiz düşman elinde perişan oldular. Niçin, ne adına!

Anadolu’nun son evlatları da bu cephelerde ham hayal uğruna kurban edildiler. Bu monarşinin zalimliği idi, akılsız, ahmak siyasilerin kumarıydı, imparatorluğu kurtaracaklardı.
Oysa ortada bir imparatorluk filan kalmamıştı, elde kalan bir avuç Anadolu yurduydu, Arnavut, Arap, Sırp, Yunan, Bulgar, Boşnak hepsi kendi milliyetini yüceltme ve kendi bağımsızlıklarını sağlama peşindeydi.

Ahmak aydınlar Avrupa’ya kaçma hayali kuruyor,  ittihatçılar savaşı kaybederlerse nasıl kaçacaklarını planlıyor ve zavallı padişah ise tahtının yüceliğini kurtarmak istiyordu, bunun bedeli de tahta oturduğu her gün  için bir Mehmet kurban edilmeliydi. Bu kumar Sakarya meydan muharebesine kadar sürdü,

Bunun nasıl bir kumar olduğunu, Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı adlı eserinden bir parça ile ortaya koyalım;

Cemal paşa ve Falih Rıfkı Suriye’yi terk edip İstanbul’a doğru yola çıkmışlardır. Erzurum tren garına geldiklerinde ise bir ananın oğlu Ahmed’i aramasına tanıklık ederler:

“…Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
--Benim Ahmed’i gördünüz mü? diyor.
Hangi Ahmed’i? Yüz bin Ahmed’in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
--Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdad’a mı?
Ahmed’ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed’ini görsen ona da soracaksın:
--Ahmed’imi gördün mü?
Hayır...hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü…cehennemi gördü.


Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek…fakat biz ahmed’i kumarda kaybettik!”


*Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı kitabını okumamız için tavsiye eden Sayın Murat Bardakçı’ya teşekkür ederiz, ayrıca bu eseri Türkiye gündemine getirdiği için Sayın Reisi Cumhura da hürmetlerimizi sunarız. 

GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

TIKANDI BABA HİKAYESİ

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
"Tıkandı Baba, çay getir!.."
"Tıkandı Baba, kahve getir!.."
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı Baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tı…

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…