Ana içeriğe atla

TÜRKÇEYİ KAYBEDİYORUZ

Dil kimliktir, dil bir dünyadır, o dünyanın içine doğarsınız, sizi belirleyen, algınızı, bakışınızı belirleyende dil olur. Yaşadığınız çevreyle ilişkinizi belirleyen dildir. Etrafınızı şekillendirirken kullandığınız en dinamik araçlardandır. Din de, ideolojide, hep sözle ilgilidir, yani dille ilgilidir.

Dil mekanik bir nesne değildir, yaşayan, hayatın olağan akışı içinde kendini şekillendiren, değişen, dönüşen, farklılaşan bir yapıdır. Bunun için dil meselesinde, kelime uydurmak, karşılık bulmak diye bir şey yoktur. Türkiye’de Türk Dil Kurumunun yapmaya çalıştığı şey bu açıdan çok anlamsızdır, çoğu zaman karşılık bulma çabası kurumu komik durumlara sokmuştur.

Milletlerin oluş sürecinde din ne kadar önemliyse, dil de o kadar önemlidir, Macarların Bulgarların bu gün Türklük bilincini yitirmelerinin sosyolojik olarak sadece Hıristiyanlaşmalarına bağlayamayız, aynı zamanda Türkçeyi yitirmeleriyle de ilişkilendire biliriz.

Bugün coğrafyanın izlerini dilde görebilirsiniz, Türklerin geçtiği, yaşadığı coğrafyalarla ilişkisine baktığınızda Türkçenin ağızlarının ve lehçelerinin oluştuğunu, seslerin farklılaştığını, isimlendirmelerin farklılaştığını görebilirsiniz, yani coğrafya ve üretim biçimi doğrudan dili etkiler.

Üretim dilin zenginleşmesindeki en önemli etkenlerden birdir, çünkü ürettiğiniz şeyi dille, adlandırmayla kendinize has kılarsınız, bugün teknolojiyi hâkim olamadığımız için de kavramlaştırmakta zorlanıyor, ya da geldiği isimleriyle Türkçeye dahil ediyoruz.

Türkçeyi tarih içinde varlığını korumasının en temel yeteneklerinden biri, aldığı kelimeleri kendi ağzında ve ruhunda eritmesiyle ilgilidir, bugün bazı arkadaşlar, yok bu Türkçe değil, şu kelime Arapça kökenden, yok bu farsça kökenden demelerinin bir anlamı yoktur. Çünkü o kelimeler bir milletin ruhunda eriyen, o kelimeleri kendine katan bir millet var, bugün farsça ve Arapça kökenden gelen o kelimeleri o milletlere söyleyin hiçbiri sizi anlamaz, ne diyor acaba diye aval aval yüzünüze bakarlar.

Türk Türkçeyle var olur, başka bir lisanda Türk yaşayamaz. Türk, Türk yapan unsurlardan biri de Türkçedir. Bugün dil bozuldukça toplumsal yapı bozuluyor, anlaşma ortadan kalkıyor, çatışma ve birbirini iğdiş etme yaygınlaşıyor, çünkü herkes başka bir şeyden söz ediyor, kelimeler ortak anlamlarını yitirmiş gibi görünüyor. İşte böyle bir sosyolojiyle karşı karşıyayız. Türkçeyi kaybetmeyle karşı karşıyayız.

Elbette binlerce yıl, Arabi’nin, Farisi’nin etkisine dayanmış, onların gücü karşısında varlığını korumuş, öyle ki bazı ustalar Türkçenin de bu diller karşısında hiç de önemsiz olmadığını gösteren eserler vermişlerdir. Bu da Türkçenin binlerce yıldır yaşayan bir dil olarak günümüze gelmesini sağlamıştır.

Yaşadığımız zamanlarda ise kitle iletişim araçlarının doğrudan geniş kitlelere ulaşması, Anadolu’nun her köşesine sirayet etmesi sonucunda ciddi bir medyatik Türkçenin peyda olmasına neden oluyor. Bugün kitle iletişim araçlarının “yüksek kültürünü” temsil eden köşe yazılarında kullanılan dilin bile Türkçenin ne hale geldiğinin göstergesidir. Kullanılan dil sığ içeriksiz ve inceliklerini kaybetmiş, temel anlamlarla yüklü,mecazdan yoksun, ne kadar  kaba olduğu aşikardır.

Medya eliyle, kitle iletişim araçları eliyle Türkçenin yaşayan kelimeleri tarihe gömülüyor, oysa yaşayan o kelimeler tarihimizin, sosyolojimizin, kimliğimizin, karakterimizin binlerce yıllık mirasını ifade ediyor...çoğumuzun çocukken bildiği kelimeleri, şimdiki nesillere söylediğimizde sanki başka bir lisandan bahsediyor gibi oluşumuz tam bir trajedi…

***

“sosyoloji ve dil etkileşimine ilişkin izler.”

Bir Sivaslı sosyolog olarak, bazı kelimelerimizin kökenin Orta Asya’ya, bazı kelimelerimizin iran içlerine kadar uzandığını görünce dilin nasıl binlerce yıl Anadolu’ya bir milletle uzandığını görmek beni sevindiriyor. Bazı kelimelerimizin Farisi kaynaklı olduğunu görüyorum, bazı kelimelerimizin batı türküyle ilişkili olmadığı daha çok güneydeki Türklerle ilgili olduğu özellikle de Halep Adana, Antep yöreleriyle ilgili olduğunu keşfediyorum. Sivas’taki ağızlar üzerine yaptığım araştırmalar bana bir sosyolog olarak toplumsal yapıya dair çok şey öğretiyor. Bu durumun ne anlama geldiğini tarihi olarak da kanıtlamak mümkün, çünkü bazı Türkmen aşiretlerin uzunca zaman Sivas, Halep arasında göçer yaşadıkları sonradan yerleşik yaşama geçtiklerini görebiliyoruz.

 İran’ın 16 yüzyıla kadar Erzurum ve Sivas yörelerine kadar uzanan hâkimiyet veya etki alanı dildeki bu etkileşimi kaçınılmaz kılıyor… eskilerden öğrendiğim “temaşa” kelimesi bugün İran’da hala yaşayan kelimelerdendir,  bir örnek de Asya ve Moğol etkisine dair vereyim, biz Sivaslılar “nağ pıyon” gibi bir sesle bir birimize sesleniriz, geçenlerde fark ettim ki, “nağ” sesi Moğolca ve Türkçe etkileşiminden doğan  “ne” soru zamirini ifade ediyor.

Özetle Sivas’ın yöresel ağızlarında bütün bu sosyolojik serüveni öğrenebilirsiniz, ama Sivas’taki sosyoloji fakültesi Marksist terminolojiyle, Osmanlının( Türkiye) üretim şekli ATÜT mü yoksa FEODAL üretim tarzında mıdır tartışmasını sürdüren pek kıymetli “kendini bir şey sanan” hocaların kafasızlığı yüzünden havanda su döğmeye devam ediyor…etsinler efendim, etsinler bize ne bundan diyelim, meseleyi geçelim, biz işimize bakalım.


GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

ÜZÜLME

Kaybolan Yusuf döner gelir Kenan’a, üzülmeHüzünler kulübesi döner bir gülistana, üzülme  Gamlı gönül, düzelir halin, karamsar olma
Şu divane başım kavuşur yine huzura, üzülme

Ömür baharı dönse yine çimenlik tahtına
Güzel öten kuşum, çelenk koyarsın başına, üzülme.

Felek dönmediyse iki gün muradımızca
Devran böyle sürmez ya hep; üzülme

Yitirme umudunu aman! Bilmiyorsun gayb sırlarını
Perde arkasında ne gizli oyunlar döner! Üzülme

Gönlüm, varlığımın temelini götürse de yokluk seli
Nuh’tur kaptanın; dert etme tufanı, üzülme.

Çölde yürüyeceksen Kâbe’ye varma şevkiyle
Deve dikenleri yaksa da canını, üzülme.

Konak yeri tehlikeli, varış yeri çok mu uzak
Sonu gelmeyecek bir yol yoktur; üzülme.

Canandan ayrılık, rakibimin sıkıştırması; halim bu
Biliyor hepsini halden hale sokan Tanrı; üzülme.

Hafızım, fakirlik köşesinde, kara gecelerin halvetinde
Virdin dua ile Kur’ân dersiyse, üzülme
ŞİRAZLI HAFIZ

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…