Ana içeriğe atla

CEHENNEM SENARYOSU

Kürtlerin tarihleri boyu bulundukları coğrafya Arapların, Türklerin ve İranlıların tam ortasında yer almıştır…Kürtler, Arapların, Türklerin ve İranlıların tam ortasında göçen, yerleşen, değişen, ama hep bu üç milletin ortasında kalmış bir toplumdur.

Bugün de yine bunun sancılarını yaşıyoruz. İran “kürt sosyolojik sınırına” hegomanik ve yok edici özelliğiyle dayanmış durumda, bu aynı zamanda Türkiye’ye açık tehdit oluşturacağı anlamına gelir. Yakın bir gelecekte İran’la karşı karşıya kalabileceğiz ki şuanda İran Ortadoğu’da Türkiye’nin önünü kesmiş bulunuyor

İran’ın milis güçleri İşid’i tasfiye edince ırak tamamen İran’ın etkisi altına girecek, İran aynı zamanda kuzey ıraktaki Barzani yönetimini tasfiye edebilir ve yerine kendi çıkarlarına hizmet edecek bir yapı kurulabilir. Peşmerge’nin İran’ın askeri gücü karşısında bir varlık göstereceğini düşünmek saflık olur.

İran’ın geniş bir alanda saha kazanması askeri ve siyasi üstünlüğün görece eline geçirmesi nihayetinde neyle karşı karşıya kalınacağının, gelecekte neyin olacağının ipuçlarını bize gösteriyor.

 İşte cehennemin kapısı orada, Kürtlerin Türkiye’ye karşı “iran ve şia” ekseninde böyle bir ittifaka girmeyeceğinin garantisi nedir, devletin bunu iyi okuması gerekir. Çünkü tarih boyu zaman zaman Kürt gruplar, aşiretler iranla ittifak etmişlerdir.

Basitçe görüntü bundan ibaret, uluslar arası diğer emperyal medeniyet baskılarını ve oyunlarını bir kenara koyarsak bölgenin en somut sosyolojisi Kürtler yeniden bir basınca maruz kalıyor.

Kürtlerse ne Araplara, ne de İran’a savaş açmış durumda, tek savaştıkları nokta ise Türkiye ve onun milli değerlerine ve varlığına ilişkin bir savaş veriyorlar. Bunu şuan için anlamak, tanımlamak mümkün değil.

Gelecekten umutluyuz, ama geleceğe ilişkin şu öngörüyü belirlemek zorundayız ki çok tehlikeli ve cehennemi anımsatan bir coğrafya doğuyor.  

Kimse romantik hayaller kurmasın, bölge bu kadar kaosa girmişken Türkiye de bölgesel meclisler, zayıf merkezi yapı hayali gerçek dışıdır ve tehlikelidir. Bazı sol kafaların romantik komün hayalleri Türkiye’nin gücünü zayıflatma hatta mümkünse Türkiye devletinin merkezi varlığını ortadan kaldırma idealiyle örtüşmektedir.

Oysa Kürtler şunu iyi anlamalı ki Türkiye’den başka gidecekleri bir yer yok. Kürtler Türkiye’ye mecburlar. Bunu milliyetçilikle söylemiyorum, sosyolojinin ve gerçeğin yansımalarından anlaşıldığı gibi Kürtler için tek ideal coğrafya var o da Türkiye’dir.


Kürtçüler bugün gururla İşid’e karşı destan yazdıklarını ilan ediyorlar, bu zaferin gölgesi altında Türkiye’yi gizliden ve açıktan tehdit etmeyi ihmal etmiyorlar ama belirteyim ki bu romantiklerin hislerini okşuyor olabilir oysa gerçek daima acımasızdır, çünkü başkasının tüfengi ile kalıcı bir zafer olamayacağını tarih bize öğretiyor. 

GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…