Ana içeriğe atla

İSLAM’IN İÇ SAVAŞI

Bugün Ortadoğu’da devletlerin toprak bütünlüğünü savunmak anlamını yitirdi, bölgede yeni bir yapılanma doğacağını öngörmek mümkündür. Ortadoğu’nun bölgesel bir savaşın içine girmesinin sonuçları elbette olacaktır…Ortadoğu’nun savaşı yeni başlıyor, nerede biteceği, nasıl biteceği konusunda ise kimsenin bir öngörüsü yok.

Ortadoğu tarihi hesaplaşmasına geri dönüyor, bu hesaplaşma nihayet sert bir saha mücadelesini beraberinde getiriyor, Ortadoğu’daki bu savaşı mezhepsel okumak biraz eksik okuma olur, aynı zamanda bu siyasi olduğu ve milliyetlerin çatışması içerdiği şeklinde okunabilir.

Bu savaş İslam’ın iç savaşı değil, milliyetlerin çatışmasıdır, Tarihi olarak kapanmayan hesapların yeniden görülmesi, bu tarihi olarak kapanmayan bir hesaplaşmadır. Batının çok önceden hallettiği çatışmalar, şimdi Ortadoğu’nun kapısındadır.

Amerika’nın bile bölgede epey kafası karışmış gibi görünüyor. İran ile batı nükleer müzakerelere başladığından beri İran bölgesel yayılmaya geçti. Öyle sanıyorum ki orada bazı batılı güçler, ayrıca Rusya buna ön ayak oldu.  İran’ın Ortadoğu’ya yayılma hevesi nihayet Araplarla İran taraftarlarını bölgede karşı karşıya getirdi.

Yemene Arapların müdahalesi ve oradaki başarıları yeni bir arap milliyetçiliğinin ve ittifakının temellerini atıyor gibi görünüyor. Bu birliktelik bölgenin barış ve huzuru için gereklidir, muhtemelen fiili arap birliğinin gerçekleşmesi Arapların yaşadığı bölgelere barış getirebilir. Yemende doğacak bir zafer Araplara özgüven kazandıracak, bunun yanı sıra Arap milliyetçiliğinin yeniden tarih sahnesine çıkışını hazırlayabilir.

Bu arap ittifakının iki hedefinden biri İranlılar, diğeri de Kürtler olacaktır. Şuan İran’ı Araplar sahada geriletebilirlerse ciddi bir şey doğacak gibi görünüyor. Tabi bu arada İşid’in durumu Araplar açısından yeniden değerlendirilebilir. Yani İran’a karşı batı cephesinde İşid militanları desteklenebilir.

İran’ın hevesle, aç bir kurt gibi Ortadoğu’ya heveslenmesi ilk olarak Türkiye’nin karşısına çıktı, Suriye meselesinde Türkiye’nin elini kolunu bağladı, Esad’ın varlığını korumaya kalktı, hala da böyle devam ediyor.

İran’ın Ortadoğu’ya yayılmasına batının ön ayak olduğu açık, çünkü Türkiye’nin bölgesel etkisi bütün dünyayı sarsınca, arap baharındaki Türk siyasetinin izleri ortaya çıkınca batı ve Türkiye’nin kadim düşmanı İran sahaya indi. İran Türkiye’nin siyasetini tarihsel bilinçle okuyor, Türkiye’nin siyasi yönelimlerini Yeni Osmanlıcılık olarak algıladı, Türkiye’nin ordusuyla sahaya inebilir korkusuna kapıldı, bunun için erken hamleler yaparak bölgeyi savaşın ortasına soktu.

 Görünen o ki İran’ının Ortadoğu’daki yanlış hesabı Bağdat’tan dönecektir, bu tarihi ve siyasi  hesaplaşmanın daha uzun süreceği, bölgenin yeniden şekillenmesinde rol oynayacağı açık görünüyor.



GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…