Ana içeriğe atla

TEK MİLLET


“Bayrakta, dilde, duyguda birliği olmayan millet gerçekten tek midir? Tek olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Nevruzda Diyarbekir’de gördüğümüz şey Türkiye’ye ait değildir.”

Erdoğan’ın etniksiz tek millet vurgusunun karşısına etnik bilinç vurgularıyla dolu kimlik siyasetiyle çıkan Kürtçü hareket bugün Türkiye’yi başka bir noktaya çekmeye çabalıyor.

Oysa şu anlaşılmalı ki, bir millete dayanmayan devlet olmaz, yani sosyolojik olarak bunun mümkün olması söz konusu değildir. Türkiye’ye bugün dayatılan devleti komünleştirmektir, Türkiye’yi kimliksizleştirmektir. Özetle Türkiye’nin var olan merkezi otoritesini yok edip, böylece Türkiye’nin varlığını ortadan kaldırma mücadelesi veriliyor. Ha bu silahlı olur, ha bu siyasi ve ideolojik olur, ama amaç nihayetinde aynıdır.

Demokrasi de, başka meseleler de hep birer araç olarak görülüyor, Türkiye’yi demokratikleştirme idealinin özünde sayısal çoğunlukla statü hayali kuruyor olabilirler. Her ailede çocuk sayılarının 10-20-30 sayılarına dayandığı hatta 40 sayılarını bile bulduğu göz önüne alınırsa bunun sosyolojisinin ne anlama geleceği açıktır.

Son yüzyıl batı milliyetçiliği kavramlarıyla oluşumlar kurgulayanlar kürt siyasal hareketleridir, bu batılı okumayı hala sürdürüyorlar, hala batının ortadoğuda seküler ittifakının içinde yer almak istiyorlar, sanıyorlar ki batıyla ittifak ederlerse, düşman oldukları, Türkleri ve Arapları tasfiye ederek bağımsız bir devlet kurabilirler.

İşin ilginç yanı ise ortak lisanlarının Türkçe olmuş olmasıdır, dil inşa etmek için büyük çaba sarf ediyorlar, etmeleri de gerekir, çünkü dilsiz devlet olamayacaklarını biliyorlar.… oysa bir dilin varlığı ortak hafıza demek, ortak bilinç demektir, bunların yanı sıra o dille yazılacak olan kitaplar, o dille üretilecek teknoloji ve bilim siyasal bağımsızlık için olmazsa olmaz şartlardandır.

Yüzyıl önce yapılması gerekenler, şimdi yapılırsa bunun sonuçlarının ne olacağı konusunda fikirlerinin olduğunu sanmıyorum, şuan büyük bir gurur inşa ediyorlar. Onur ve gurur hislerinin yükseldiğini meydanlara topladıkları kalabalıkların çokluğuyla yaşıyorlar.

Bu zihniyetle yapılacak barış gerçekten bir barış olur mu? Yani sürekli size karşı kılıcını keskin tutan bir kafa yapısı ve onun gülümseyen yüzüne güvenebilir misiniz? Tarih bazen hiçbir konforu tanımaz ve yok eder. Bugün Suriye de olanlara dikkat etmekten, oradan ders çıkarmaktan başka bir şey gelmez elimizden.

Bugün topraklarımıza misafir olan Suriyelilerin beş yıl öncesine kadar tıpkı bizler gibi bir yaşamları vardı, bir yaşam standartları vardı. Her şey bir anda nasıl ters yüz olduğunu iyi okumak lazım.

Milletleri tarihten silen, tarih sahnesine çıkaran olaylar hiçbir zaman “lüks hayat” tanımamıştır, yani hayatın olağan akışını yok edip büyük acıları ve savaşları, kıyımları ve kırımları beraberinde taşımıştır. Hele de Ortadoğu gibi bir coğrafyaya komşuysanız, hele ki Anadolu gibi bir kara parçasını vatan kılmışsanız, gözünüzü kulağınızı iyi açmak zorundasınız…



GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…