Ana içeriğe atla

TÜRKİYEYİ TÜRKSÜZLEŞTİRELİM

Milliyetçiliğin yayılmaya başlamasıyla birlikte imparatorluklar dağılmaya başlamıştır. Osmanlı imparatorluğu da milliyetçiliğin etkilerini yok etmek ve egemenliği altındaki ulusları bir arada tutmak için “biz Osmanlıyız” üst kimliğini ortaya atmıştır. Osmanlıcılık fikrini yaymak için okullarda çocuklara “hepimiz Osmanlıyız”, “Biz Osmanlıyız” diye marşlar, şiirler ezberletiliyordu. Eğitimde ezber konusunda iyiyizdir.

O dönem okullarda okutulan ders kitapları incelendiğinde bunun izlerini görmek mümkündür, ayrıca ittihat terakkinin nizam namesine baştan sona hakim olan şey Osmanlıcık fikridir, teşkilat yapısında, üyelik sisteminde tek geçerli olan şey de “Osmanlıcılık” üst kimliğidir. Osmanlıcılık fikrini programlaştıran ittihat terakkidir, bu fikrin fiyaskoyla sonuçlandığı açıktır.

İmparatorluğun başkenti olan İstanbul uzun zaman önce Türk kimliğini kaybetmişti, şehre hakim olan kültür, egemen gruplar daha çok yabancılardı. Bunun dışında ise, çeşitli ülkelerden getirilen köleler önemli bir yekun tutuyordu. Yani imparatorluğun başkenti saray uşaklarından, kölelerden, başka uluslardan gelenlerden müteşekkil bir başkent olmuştu. Özellikle neden Ankara’nın başkent seçildiğini M.Kemalin onca sarayın varlığına rağmen İstanbul’a taşınmadığını iyi okumak ve üzerinde düşünmek gerekir.

Bugün imparatorluk kültürü diye Anadolu’da yayılmaya çalışan kültürde böyle bir başkentin ürünüdür. İmparatorluğu kurtarama fikirleri de buradan doğuyordu. Türk kimliği akıllara bile gelmiyordu, uzun zamanda Anadolu ve Türk kimliğini hatırlamayacaklardır. Ta ki İstanbul işgal edilip, düşmanlar dört bir taraftan Anadolu’ya girene kadar. O vakit ki, o vaktin en parlak sloganı “kurtuluş Anadolu’dadır”, başka çare kalmamıştır, Anadolu ya geçmek gerekir söylemi yaygınlaşmıştır… Yüzlerce yıl sonra orada uzakta bir Anadolu’nun olduğu nihayet Osmanlı aydının aklına gelmiştir.

Burada Abdulhamid’in Anadolu’da Rumeli’de açtığı okulların varlığını yadsımamak gerekir; çünkü daha sonra bu okullardan yetişenler, Anadolu’da yeni bir devletin doğuşunu hazırlamışlardır.

Türkiye gerçek anlamda milliyetçilikle asla tanışamadı, çünkü kültürel iktidarı ellerinde bulunduranlar bir yerde Türklük denirse orada hemen “ırkçı mısınız?” sorusunu icat ettiler, ırkçılık ise “hitler çağırışımı” içerirdi. Bu yüzden kimse böyle bir yaftayla anılmak istemezdi, bu durumda ortaya tarihi temelden yoksun bir “kültürel bir türk milliyetçiliği” söylemi ortaya çıktı.

Atatürk’ün “İslamın” yerine icat etmeye çalıştığı “kültürel türk üst kimliği”de tutmadı, bu söylem bugün bir anlam ifade etmiyor. Her etnik topluluk kendi savunma hattını oluşturup orada varlığına ilişkin bir alan kazanmaya çalışıyor. Bütün etnik unsurlar bunu yaparken, ağzımızı açıp Türk dersek, ardından hemen ırkçı, faşist yaftasını yiyoruz. Oysa şuan izlediğimiz kültürel ve siyasal çatışmada diğer etnik unsurların faşist tutumlarından başka bir şey görmüyoruz.


Türklük kültürel bir kimlik değildir, etnik bir tanımdır. Tarih boyu böyle olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bugün kültürel Türklük meselesi diğer Türk olmayan etnik toplulukları kırmamak için imparatorluğun dağılma döneminde icad edilen Osmanlıcılık fikrinin başka bir versiyonudur.

GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

TIKANDI BABA HİKAYESİ

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
"Tıkandı Baba, çay getir!.."
"Tıkandı Baba, kahve getir!.."
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı Baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tı…

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…