Ana içeriğe atla

TÜRKİYE'Yİ SAVUNMAK

Tarih boyu var olan, ama hep varlığına kast edilen başka bir millet var mıdır bilinmez? Türkiye yine bir varlık yokluk meselesiyle karşı karşıya, millet olarak nasıl saldırılara maruz kaldığımız gayet açıktır.

Eğitim sisteminin milli olmaması, akademinin papağan gibi batı lakırdılarıyla Anadolu’nun tertemiz evlatlarının beyinlerini zehirlediği açıktır. Bütün ideolojik kimlikler bu milletin doğasını bozmuştur, töresini bozmuştur geleneğini bozmuştur.

Çarpık kentleşme bu milletin ruhunu yerinden etmiştir. Aşırı betonlaşma, mahalle kültürünü ortadan kaldırmıştır; bu çarpık yapılaşma milleti millet yapan değerleri ortadan kaldırmıştır.

Ankara’da açılacak parkın girişine yapılan o heykel tam da bu söylediklerimin cisimleşmiş halidir. Kim ne derse desin büyük bir kültür erozyonu, gelenek erozyonu yaşadığımız aşikardır.

Suçu başkalarına atarak bir yere varamayız. Evet, asıl suçlu biziz, herkes tek tek bu suçun ortağıdır.

Alevi Türkmen gençleri bu gün karanlık örgütlerin insan kaynağı haline gelmiştir. Anadolu’nun sünni gençleri ne idüğü belirsiz bir yapının bendeleri, kulları haline getirilmiştir. Bunlar olurken herkes izledi, izliyor.  Kürt gençleri terör örgütünün birer kurşun askerine dönmüştür. 6 -7 Ekim olaylarında bunun ne anlama geldiğini gördük, gezi de gördük, nasıl oldu da gençlerimizi bu karanlık örgütlerin kucağına attık.

Üzerinde durulması gereken sosyoloji bu işte, mesele edilmesi gereken, araştırılması gereken, çözülmesi gereken mesele budur.

Hiçbir şey de birlik sağlayamadığın bir ülkede nasıl olurda millet olabilirsin de ülke savunabilirsiniz. Herkes hain karakterli değildir, sadece herkes kendi açısından ülkeye yararlı olan şeyin kendi inandığı olduğunu düşünüyor. Bu kadar yanlış inancı nasıl oldu da kapıldık.

Türkiye hiçbir zaman bir bütün olarak millet olamadı, bunun temelinde imparatorluğun çok uluslu yapısının Anadolu’da bıraktığı mirastır. Oysa Anadolu uzun yıllar Türkmen idi, bu Türkmen varlığı her zaman geleneğini kültürünü dilini dinini korudu. İmparatorluğun çöküş dönemi yozlaşmalarına rağmen, dönmelerin bütün oyunlarına rağmen, hainlerin varlığına rağmen hep Türkiye’yi kanıyla, canıyla savundu…Hele bir düşünün Anadolu kaç cephede Türkmen evlatlarını kaybetti …hepsi Allah’a emanet.

Türkiye’nin tarihi boyunca aşırı göç alması, iktidar çevrelerinin sürekli bu göçmenlerle çevrelenmesi hatta bizzat ellerine geçirmeleri Anadolu’nun dokusunu bozmuştur. Bakınız o ünlü pop sosyolog amiral gemisinin başyazarı Rodoplu’ya…


Bütün sorunlarımıza rağmen, bütün çatışmalarımıza rağmen gün birlik olma zamanı, gün birlikte Türkiye’yi savunma zamanıdır. Çünkü Türkiye’yi savunmak Mekke’yi savunmaktır, Türkiye’yi savunmak Kudüs’ü savunmak, Bağdat’ı, Erbil’i, Afganistan’ı, Buhara’yı savunmaktır. Türkiye’yi savunmak Şam’ı savunmaktır, mazlumları savunmaktır. Gün Türkiye’nin savunulma günüdür. Çatışma çok, bölge karışık, ama bize düşen de ülkemizi, milletimizi, Türkiye’mizi, Anadolu’muzu savunmaktır…

GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…