Ana içeriğe atla

AK PARTİ VE AHLAKÇILIK

İdealize edilen dünyanın sonuna geldik, büyük bir gerçekçilik doğdu, en inançlılar bile dünyanın en gerçekçi insanları haline geldi. İman ya da kader son seçenektir, bütün şartlar inançsızca zorlandıktan sonra olmazsa tanrıya dönülen bir sosyal yapıya doğru kayıyoruz.

Muhafazakârlığın toplumsal temelinde böyle bir seküler pratik var. Dindar olanın ahlakıyla, dindar olmayanın ahlaki anlayışları ve davranışları konusunda hiçbir ayrım kalmamıştır. İkisi de nihayetin de “Allah versin” diyerek geri çeviriyor.

Kamu malına dönük anlayışta aynı şey geçerlidir, bizimkiler zengin olsun, para faizde kalsın, yazın tatile gidelim, Dubai’yi gezelim, adımız umre listelerinde çıksın…arada vicdanlarda rahatlamalı tabi, biz hayır işleriz de siz bilmezsin diye, bizi kabahatli çıkarma ihtimalleri yüksektir. Biz yine de olan bilene dair analizlerimizi yapmak zorundayız.

Toplumsal sosyolojide hiçbir şey durup dururken olmaz, yani gökten zembille inmez, her şey zamanla, insanların eliyle gelişir, mesela ak partiyi hazırlayan süreçlerde böyle olmuştur. Büyük bir entelektüel zemin vardı, gece gündüz çalışıyorduk, şehirlerin her bir köşesinde faaliyetler vardı. İşte bu birikim zamanla büyük bir siyasi güce dönüştü ve iktidar oldu.

Bu iktidardan beklenen şey ise, bu siyasi ve entelektüel birikime ekonomik katarak, siyasi erk katarak daha büyük “manevi” dönüşüme motor olmasıydı. Maalesef bu olmadı. Niye olmadığına dair bir sürü vıdı vıdı edilebilir, bir sürü gerekçe ileri sürülebilir. Ama şurası açık ki İslamcıların büyük mücadelelerle hazırladığı bu kültürel ve siyasi birikim eridi gitti.

 Tek başına siyasi erki suçlamak yanlıştır, çünkü az parayı bulan faize yatırdı, az biraz göbek bağladı, yağlı ve etli yemekleri kovalamaya başladı, pahalı takımların peşine düştü. İslami ve ahlaki olan inşa etmekten uzaklaşarak, kendi lüks villasının tamiriyle uğraşmaya başladı, arabasının masrafları yüzünden kurban kesmeyen imama dönüştü.

Burada temel bir soru doğabilir, nasıl olur? En ahlakçılarımız, nasıl zalim birer patrona dönüştü? o mübarek cemaatçi ağabeyler, ablalar nasıl bir ideolojik militana dönüştü? gerçekten Türkiye’nin sosyolojisini anlamak zordur. Bütün bunların iktidar pastasıyla yakından ilişkili olduğunu görmek durumundayız.

Bugün meydanlarda sokaklarda ak parti tabanında oluşan rehavet aslında bu bağlamda okunabilir, bitti yani! Sadece partinin etrafını dolduran daha hırslı insanlar var. Binlerce mermisi olan adamlar var, işte bunların söylediklerinin de bir hükmü yoktur. Olmayacaktır, siz ona ne paye verirseniz verin, bizim açımızdan hiçbir karşılığı olmayacaktır.

Belki oy vereceğiz yeniden, yeniden umut edeceğiz. Şurasını da izah etmek durumundayım ki, çok iyi şeyler başardınız, ama birçok şeyi de yıktığınız viran ettiniz. Bir zümrenin inşası için çabalarken bu gün o zümre toplumun ve devletin başına bela oldu. Belki de en büyük ve en tarihi hata buydu, çünkü onlar “İslamcı değildi” bir adamın fikirlerinden başka bir şey bilmiyorlardı. Tek okudukları bildikleri hocalarıydı. Bugün birer “haşhaşi” olan bu tipleri korudunuz ve kolladınız.  Hocada şimdi sizin iktidarınızı devirme peşine düştü.


Zaman geriye doğru akmıyor, insan hatalardan ders çıkarmalı, tarihi ve coğrafyayı inşa etmek için maddi ve manevi kalkınmak zorundayız. Yol yaparken, o yolda gidecek insanı da inşa etmeli, arabayı da üretmeliyiz ve gelecek böylece daha aydınlık olacaktır. 

GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

TIKANDI BABA HİKAYESİ

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
"Tıkandı Baba, çay getir!.."
"Tıkandı Baba, kahve getir!.."
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı Baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tı…

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…