Ana içeriğe atla

BURASI TÜRKİYE

Türkiye’nin geleceği her şeyden önemlidir. Benim kişisel kayıplarımdan da önemlidir, kırgınlıklardan, küskünlüklerden daha önemlidir. Seçimlerimi belirleyen şey millet ve vatan bilincimdir. Yoksa partinin benim hayatıma etki ettiği hiçbir şey yoktur zira ak parti hükümetleri boyunca çok işsiz kalmışlığım vakidir.

Ak partiye oy vermemin altında işte bu tarihsel şuur yatar. Yoksa bir takım asfalt yollar, bilmem neler değildir. Bunun için de bu seçimde de yine oyumun rengini tarihsel şuurum belirleyecektir. Zira ben kandırılmış bir seçmen değilim, sadece durduğum yer tarihi önemdedir.

Eğer Avrupa’nın ortasında ufak bir ülke bir ada ülkesi olsaydık bizi kimin yöneteceğinin bir önemi olmazdı, kim fazla veriyorsa ona oy verirdik olur biterdi. Ama burası Türkiye…burası bin yıldır üzerinde yaşayanlara tuzak kurulan bir ülkedir.

Sandıklara atılacak her oy Türkiye’nin kaderini derinden sarsacaktır, sandıktan sıkacak dengeler bütün bölgesel dengelere etki edecektir. Her hamle bir sonuç doğuracaktır. Suriye, kuzey ırak ve ırak, iran, yemen, yani bütün Ortadoğu meselesi bizim kapımızın önünde duruyor.

Türkiye’yi güvensiz bir iktidara teslim edemeyiz, yani koalisyon hükümeti bölge için, kendimiz için çok tehlikeli sonuçlar doğurur. Şunu net olarak söylemeliyim ki, güçlü merkezi bir idareye mecburuz….bunun dışındaki seçenekler Türkiye’yi altüst eder.

Bürokrasideki paralel yapı tetikte bekliyor, zayıf bir hükümetin doğmasıyla Türkiye’de muhalifler için toplama kampları inşa edebilir.

Kürtçü siyasi harekette namlusunu Türkiye’ye doğrultmuş durumda, eğer bölgesel ve Türkiye genelinde bir seçim zaferi kazanacak olursa bunun bölge dengelerini, suriyeyi nasıl etkileyeceğini bilmek ve belirlemek imkansızdır.

Laik-seküler iktidarın yeniden Türkiye iktidarından pay almasıyla, bölgesel dengelere etkisi nasıl olabilir, bütün bu seçenekler batı-amerika güdümünde olması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü hepsini paralel yapı ya da kandil kıskaç altına alır…tehditlerle Türkiye’nin bağımsız ülke olma düşü de tarih olur.

Türkiye büyük bir bağımsızlık mücadelesi veriyor. Kurtuluş savaşında evet düşmanlarımız sahada bertaraf ettik, ama ekonomik alanda, kültürel alanda hiçbir zaman bağımsızlaşamadık, şimdi işte bu bağımsızlığın eşiğindeyiz…ya bağımsızlık diyeceğiz, ya da cebimizi düşünüp karanlık bir geleceğe oy vereceğiz.

Roma-bizansı yok oldu, Selçukiler tarih sahnesinden çekildi, Osmanlı imparatorluğu ki dillere destan o imparatorluk tarih sahnesinden silindi. İşte bütün bu devletlerin yıkılışına şahit bu topraklar….

G.jung, kolektif bilinçaltından söz eder; yani milletlerin atalarının yaşadığı deneyimi ruhlarının karanlık taraflarında sakladığını ileri sürer ki, bu coğrafyada galiba bizi ayakta tutan temel dürtüde bu olsa gerektir.

Bilirim ki genel olarak halkımız pek tarih bilincine sahip değildir, çünkü kitapla aralarının olmadığını bilirim, ama bütün bu tecrübeleri tarihsel olarak duyumsar, hisseder. Tarihsel ve kolektif bilinçaltında, bu milletin ruhunda ataları vardır.


GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

OBJE OLARAK İNSAN

“İnsan anlamla güzelleşir. Anlamı olmayan, içi boş olan insan bir objeden öte bir şey değildir. Mevlana, yunus emre daha niceleri yalnızca anlamla var.”

İnsan, bir çok açıdan bakıldığın elbette bir objedir. Somut, belli bir gerçekliği olan ve yer kaplayan olarak “varolan”ı ifade eder. Ama daha başka açılardan bakıldığında özellikle “kadim” uygarlığın yarattığı dünyadan bakınca insanın daha başka bir şey olması gerektiğini öğreniyoruz.
O kadim uygarlığın tam ortasında duran bireyler olarak insana daha başka bir gözle bakmamızdan ve insana “yüce”lik vermemizden daha doğal bir şey olamaz. Bu bakış açımız, günümüzde bir şekilde biçim değiştiriyor, ne olursa olsun her şekilde insana ait görüntüleri “alkışlama”, ne olursa olsun “paylaşma”, ne olursa olsun “beğen”me gibi bir takım alışkanlıklar edindik ve olur olmaz yerde bu ifadeleri sunuyoruz. Neden bu noktada olduğumuz sorusunun cevabını bulmak elbette mümkün, bir takım süreçlere baktığımızda bunun cevabını görebiliriz, özellikle eğitim, ai…