Ana içeriğe atla

HAKKÂRİ’DE MHP TANITIMI

Halkların demokratik partisi sizi iyi tanıyoruz! Siz ne anlatırsanız anlatın biz sizi biliyoruz.

Sizi nereden mi tanıyoruz? Genç evlatlarımızı sırtından vururken gördük sizi…size emanet gönderdiğimiz gençlerimizin şehit cenazeleri geldi evlerimize… siz emanetleri hep sırtından vurdunuz…gözlerinizi kırpmadınız, merhamet etmediniz. İdeolojik ve etnik kimliğiniz uğruna çok can yaktınız.

Sizi tanıyoruz, mesela sizi Yasin Börü ve arkadaşlarına ettiğiniz işkenceden tanıyoruz. Orada gerçek yüzünüzü gördük.

Sizi sivil insanları bombalarken de gördük, polisleri taş yağmuruna tutarken de gördük, sizi biz hep şiddet uygularken, ölümü ve kanı savunurken gördük.

Sizi tanıyoruz yani… Sizin kim olduğunuzu da iyi biliyoruz.

Hakkâri’de bir mhp seçim bürosu açılmasına müsaade eder misiniz? Etmiyorsunuz değil mi? Oraları kurtarılmış bölge ilan edip kendinizden başkasına yaşam alanı bırakmıyorsunuz değil mi?

Bölgede mesela mhp’lilere ait seçim bürosu açılsa, siz onu yakarsınız, içindekilerle birlikte ateşe verirsiniz, siz bunu yaparsınız biz sizi tanıyoruz. Ak partili seçmene orada neler ettiğinizi iyi biliyoruz… sakallı diye, dindar diye insanlara işidçi yaftası vurup ne işkenceler ettiğinizi de biliyoruz.

Hdp’nin Türkiye sathında siyaset yapma arzusunu izliyoruz, her yere seçim büroları açılıyor, birkaç münferit olaydan başka mesele çıkmıyor. Bakın demek ki bu millet buna müsaade ediyor işte… Hdp her yerde seçim propagandasını ilan ediyor, siz mitingler düzenliyorsunuz, halkların kardeşliği filan diye nutuklar atıyor, kıs kıs gülümsüyorsunuz.

Demek ki biz sizden nefret etmiyoruz, sadece sizin ürettiğiniz şiddette karşılık verdik… ama sizin o etnikçi faşist kafanız bu duyguyu anlayamaz, siz öyle sanıyorum ki alan kazanıyoruz diye zafer çığlıkları atıyorsunuzdur.

Hdp barajı aştığında sizin kutlama şekliniz bile bize ürkütücü geliyor. Ne kadar yakıp yıkacağınızı görüp endişeleniyoruz.

Ekranlardaki iyi niyetli sırıtışın altında kandilde eli silahlı adamlar görüyoruz biz. O gülümseyen maskenin ardında, bu millete beslediğiniz öfkeyi görüyoruz. Kanmıyoruz sizin masum söylemlerinize… Etnik Kürtçülüğünüz uğruna milleti ateşe atmaktan çekinmezsiniz biz bunu da biliyoruz.


6 ve 7 Ekim olaylarında nasıl bölgeyi ateşe attığınızı da gördük…  Biz sizden çok şey gördük, sizden çok şey öğrendik. Bu topraklarda bu anlayışın yeri olamaz. Ne kazanırsanız kazanın, hangi alanı hendeklerle çevirirseniz çevirin… bu topraklar bu tür anlayışlara yol vermez. Bunlara geçit vermez. Anadolu’da nice milletler yok oldu, nice medeniyetlerin ışığı söndü…zamanla her şey geçer..geriye sizin sırıtan iki yüzlülüğünüz kalır.

GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

OBJE OLARAK İNSAN

“İnsan anlamla güzelleşir. Anlamı olmayan, içi boş olan insan bir objeden öte bir şey değildir. Mevlana, yunus emre daha niceleri yalnızca anlamla var.”

İnsan, bir çok açıdan bakıldığın elbette bir objedir. Somut, belli bir gerçekliği olan ve yer kaplayan olarak “varolan”ı ifade eder. Ama daha başka açılardan bakıldığında özellikle “kadim” uygarlığın yarattığı dünyadan bakınca insanın daha başka bir şey olması gerektiğini öğreniyoruz.
O kadim uygarlığın tam ortasında duran bireyler olarak insana daha başka bir gözle bakmamızdan ve insana “yüce”lik vermemizden daha doğal bir şey olamaz. Bu bakış açımız, günümüzde bir şekilde biçim değiştiriyor, ne olursa olsun her şekilde insana ait görüntüleri “alkışlama”, ne olursa olsun “paylaşma”, ne olursa olsun “beğen”me gibi bir takım alışkanlıklar edindik ve olur olmaz yerde bu ifadeleri sunuyoruz. Neden bu noktada olduğumuz sorusunun cevabını bulmak elbette mümkün, bir takım süreçlere baktığımızda bunun cevabını görebiliriz, özellikle eğitim, ai…