Ana içeriğe atla

efendiler nereye?

"Refik Halid Karayın Kaleminden"

ziyafet bitti,
fakat ağzınızı silmeden,
elinizi yıkamadan,
bir acı kahvemizi içmeden;
efendiler nereye? 

yaz başlarında sırtı karnına yapışmış,
sarı, sıska, cansız bir takım tahtakurular çıkar,
iğne gibi vücudumuza batar,
derimizi haşlarlar, kanımızı emerler,
sonra sabaha karşı etli,
canlı, iri yarı, şuraya buraya kaçarlar...
galiba şafak attı, güneş doğuyor;
tahta kuruları nereye? 

ücra dağ başlarında,
gözleri ateşli, dişleri keskin,
tüyleri dimdik aç kurtlar vardır.
köpeksiz sürülere dalarlar,
etrafa kan kemik saçıp, 
mideleri dolu inlerine koşarlar...
galiba çoban göründü, köpekler havlıyor:
tok kurtlar nereye? 

kedisiz evlerde fareler vardır.
kilerlere girerler, dolaplara dalarlar,
şunu bunu kemirip
sağa sola koşuşup baş köşede gezerler,
bir patırtı olunca deliklere girerler.
galiba koku aldınız. kedi geziyor:
koca fareler nereye? 

dul annelerin haylaz çocukları vardır?
sandıkları kırarlar, paraları çalarlar,
bohçaları aşırıp tefeciye satarlar
ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar...
galiba foyanız meydana çıktı.
yakanız ele geçecek:
ziyankâr evlatlar nereye? 

vurdular, kırdılar, yaktılar, yıktılar,
astılar, kestiler, kızdılar, kavurdular;
nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar.
memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar.
eli sopalı, beli palalı, gözü kapalı paşalar
damdan dama nereye? 

o zamanlar kalemler kırık,
gözler yumuk, boyunlar eğri, ağızlar kilitliydi.
gel diyordunuz,
halk karnını yerde sürüye sürüye ezile büzüle koşuyor,
ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu.
git diyordunuz kapıya kendini dar atıyor,
merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu. 

siz âmir olmadınız,
sergerdelik [kabadayılık] ettiniz...
siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz...
efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...

as deyince sıra sıra dar ağaçları kurulur,
yak deyince alev alev meşaleler tutuşur,
bas deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü
. elinizde zindan anahtarları,
belinizde idam ipleri,
sırtınızda dar ağaçları vilayet vilayet dolaştınız.
ali’ye çattınız, veli’yi bastınız,
ahmed’i kazıdınız, mehmed’i kavurdunuz,
beş senedir her tarafta kargalara
insan leşinden ziyafet çektiniz. 

muhalif mi? al aşağı.
muharrir mi? vur başına...
türk mü? sür ölüme...
rum mu? iste parasını...
ermeni mi? kes kafasını...
arap mı? çek ipe...
kadın mı? gönder eve...
haydut mu? buyurun köşeye..
. külhanbeyi mi? gelsin yanıma...
yahudi mi? sor fikrini...
kalan kimseye at sopayı...
paraları koy cebine...
işte sizin programınız bu! 

palalarla sopalarla işe giriştiniz;
sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz;
babaları, evlatları yoktan yere harcayarak
anadolu içerisinde dul kadından,
yoksul yetimden başkasını bırakmadınız.
ne oluyordunuz?
bu kanlı işgüzarlıklar,
bu canavar akını,
bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti?
ne kazanacaktık?
dünyayı mı alacaktık,
mısır’a sultan mı olacak, hind’e şah mı gidecektik?

sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla
gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri..
şam’da, halep’te az daha namınıza hutbe okutup,
isminize sikke kestirecektiniz.
yenilik sizde, kahramanlık sizde,
avurt zavurt sizde, caka tavır hepsi sizdeydi.
şimdi böyle sinsi sansar gibi
tavandan tavana nereye? 

evet, nereye gidiyorlar?
mahalle kahvesinden bir adımda sadarete,
meyhaneye iskemlesinden bir basışta nezarete,
tulumbacı koğuşundan bir hamlede valiliğe eren bu türediler:
nereye gidiyorlar? 

kendileri kürklere büründüler,
milletin derisini soydular.
kasalarına altın doldurdular, 
bizim ceplerimize kağıt tıktılar.
halk sersefil cami avlularında yatarken
çiftlikler aldılar, kâşâneler yaptılar.
açlıktan ölenlerin lokmasını ağzından çalarak
haspalara ziyafet çektiler.
susuzluktan kavrulanların testisini aşırıp havuzlarını doldurdular... 

halk sokaklarda pösteki kemirirken,
onlar konaklarda ebabil beyni yediler,
kuş sütü içtiler. anamıza sövdüler,
babamızı dövdüler, tırnaklarımızı söktüler.
işte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar.
zira damarlarımızda bir damla kan,
kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı
yakalarına yapışır, öcümüzü alırdık.

halbuki kollarını sallaya sallaya
yüzümüze tüküre tüküre gittiler!.. 

aşk olsun, at da size yaraşır, meydan da!..
bizde bu ölü kan,
sizde o yaman surat olduktan sonra
bir gün olur yine gelirsiniz.
eteklerinizi öptürüp ciğerlerimizi söndürürsünüz.

biz size “kırk katır mı, kırk satır mı?” diye sormadık.
yarın sizin bize: ölümlerden ölüm beğen” demek
artık hakkınızdır. 

lâyığımız olan paşalar!
topumuzun kellesini kesmeden nereye?”
refik halid karay

GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…