Ana içeriğe atla

Türkiyeyi Kim Yönetecek

Türkiye’yi kimin yöneteceği meselesi her zaman kilit bir mesele olmuştur. Uluslar arası sistem açısından, Türk milleti açısından ve İslam milletleri açısından Türkiyei’yi kimin yöneteceği çok önemlidir.

Anadolu sıradan bir kara parçası, üzerindekilerde sıradan insanlar değildir. Hem bir imparatorluktan kalanların bekçileridir, hem de yurt tutulmuş bir coğrafyanın bekçileridir. Aynı zaman da bu topraklarda yaşayanlar İslam’ın bekçileridir. Türkiye’de Türk olmak,Kürt olmak işte bu kadar kutlu bir meseledir

Türk kimliği tarihi boyunca İslamlaşmış Asyalı kavmin genel adıdır. Çünkü İslam Anadolu üzerinden bu savaşçı topluluklar eliyle batıya ulaştırılmıştır. Dün böyle idi. Bu gün de bu mesele böyledir. Bunun için batı kendi içinde Müslüman olanı “Türk” diye isimlendirir. Onu Türkleşmekle itham eder.

Türkiye seçimleri sıradan seçimler değildir. Her zaman da böyle olmuştur; elbette zaman zaman seçimlerin önemi yokmuş gibi görünse de her seçim kritik, her oy önemli olmuştur. Haziran genel seçimleri diğer seçimlerden ayıran birkaç sosyolojik mesele vardır.

Birinci olarak Kürtçülerin siyasal meydan okuyuşları ki, elbette bir etnik grubun siyaseten var olmasında bir mesele yoktur, asıl üzerinde durulması gereken şey, bu etnik grubun ırkçı tutumları ve arkalarına aldıkları kandil ve terör meselesidir. Şurasını açıkça ifade etmeliyim ki karşı olduğum şey Kürtlerin siyaset yapıyor olması değil, kandilin siyaseten meşrulaştırılma gayretleridir.

İkinci husus ise gizemli bir cemaat yapısının Türkiye topraklarına olan ihanetini izlemekteyiz. Bir ayağı dışarıda, bir ayağı içerde olan bir hareketin Batı için Türkiye’yi bürokrasi eliyle, yargı eliyle, emniyet eliyle teslim alma, vesayet altına alma çabalarını görüyoruz.

Üçüncü olarak muhalif partilerdeki seküler ve batı yanlısı politikaların ve söylemlerin varlığı Türkiye’deki ve bölgede ki Müslüman sosyolojik hareketlerine karşı olan muhalif tutumlarıdır. Suriyelerin geri gönderilmesi, Türkmenlere niye silah gidiyor meselesi,  kürtçülerin ve uzantılarının Esad yanlısı tutumlarıdır. Ayrıca bu tutum zamanın ruhuna aykırı, sosyolojik yönelimlerin tersine bir tutumdur.

Belki daha çok şey sayılabilir, ama bu seçimi önemli kılan şey işte bu ayakların varlığıdır, hele dünya basınından Sayın Erdoğan’a yönelik tehditkâr tavırlar, Nato’yu göreve çağırmalar filan bu seçimlerin bizim açımızdan ne anlama geleceğini bize iyice öğretmiştir.

Biz kararsız değiliz, bizim kararımız çok net, biz milletiyle bir olan bütün ömrünü ülkesine adayan sayın reisi cumhurun tarafındayız, biz milletçe şunu asla unutmayız, kim bize bir iyilik yapmışsa, bir katkı yapmışsa, biz onu her zaman baş tacı ederiz.


Bizim batıdan alacağımız ne ders kaldı, ne de başka bir şey, zaman artık bizim zamanımız. Artık zaman bizden yana. Bundan sonra ise bize düşen medeniyetin, İslam’ın ve Türklüğün ışığını Avrupa sokaklarına taşımaktır. 

GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

OBJE OLARAK İNSAN

“İnsan anlamla güzelleşir. Anlamı olmayan, içi boş olan insan bir objeden öte bir şey değildir. Mevlana, yunus emre daha niceleri yalnızca anlamla var.”

İnsan, bir çok açıdan bakıldığın elbette bir objedir. Somut, belli bir gerçekliği olan ve yer kaplayan olarak “varolan”ı ifade eder. Ama daha başka açılardan bakıldığında özellikle “kadim” uygarlığın yarattığı dünyadan bakınca insanın daha başka bir şey olması gerektiğini öğreniyoruz.
O kadim uygarlığın tam ortasında duran bireyler olarak insana daha başka bir gözle bakmamızdan ve insana “yüce”lik vermemizden daha doğal bir şey olamaz. Bu bakış açımız, günümüzde bir şekilde biçim değiştiriyor, ne olursa olsun her şekilde insana ait görüntüleri “alkışlama”, ne olursa olsun “paylaşma”, ne olursa olsun “beğen”me gibi bir takım alışkanlıklar edindik ve olur olmaz yerde bu ifadeleri sunuyoruz. Neden bu noktada olduğumuz sorusunun cevabını bulmak elbette mümkün, bir takım süreçlere baktığımızda bunun cevabını görebiliriz, özellikle eğitim, ai…