Ana içeriğe atla

UYANDIRILMIŞ KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ

Kürtler gecikmiş bir milliyetçilikle tanıştılar; bu tanışma tam da coğrafya da kimlik krizinin çıktığı; mezheplerin çatıştığı; milletlerin çatıştığı bir zamana geldi. 

Teknolojinin, iletişim araçlarının gelişmesiyle; aynı zaman da Kürtlerde eğitim seviyesinin yükselmesiyle, ortaya yeni bir sosyolojik olgu çıktı ki; hem de ne çıkış, bu tam bir 19.yüzyıl milliyetçiliğidir.

19 yüzyılda bir kısım Kürtlerin kürt halkını inşa etme çabalarını görüyoruz; özellikle İstanbul’da bazı yayınlar etrafında toplaşan kürt gruplar kürt kavminin bir ulus olarak nasıl yüceleceği konusunda yayınlar yapmışlardır.

Kürtlerin eğitimi; onların ekonomik çabalarına ilişkin projeler ortaya koymuşlardır. Said-i Kürdi aynı Saiklerle Abdulhamid’e doğuda bir üniversite kuralım teklifi götürmüştür; bu da aynı bakış açısından kaynaklanmaktadır.

Zamanın karşısında bir tür kendi etnik sitesini inşa etme çabası gayet doğal karşılanabilir; zaten o dönemin kürt aydınları aynı argümanla yola çıkmışlardır. Osmanlıdan kopan diğer ulusların nasıl yükseldiği görerek aynı şeyi kendileri için istemişlerdir. Bunun için organize olmuşlardır.

Kürt teali cemiyeti de aynı bakışla okunabilir; şeyh sait isyanı da bu çerçevede algılanabilir. 19 yüzyıldaki aydınlardaki kürt halkını inşa etme çabalarının içersinde İslami öğeler ağırlıktadır. Bu çabalar; Takriri Sukun kanunuyla susturulmuş; şeyh sait isyanı bastırılmış ve nihayetinde Anadolu’da yaşayan herkes “Türk” tür sloganıyla tek millet argümanı ortaya atılmıştır.

20 yüzyıl sonlarına gelindiğinde ise Kürt aydınlar arasında ağırlık Marksist söylem etkili olmaya başlamıştır. İslam’dan ve Kürtlerin ananelerinden uzak bir yeni söylem inşa edilmeye başlanmıştır. Bunda Türkiye de Kemalist eğitimin; üniversitelerin önemli etkisi vardır.

Bu söylem Kürtler arasında hiçbir zaman bir karşılık bulmamıştır. Uzun zaman Kürtler bu ideolojik bakışa direnmişlerdir. İslam’a sıkı sıkıya sarılarak varlıklarını korumuşlar; aynı zamanda Türk muhafazakâr kesimlerle ittifak içerisinde ülkenin bir parçası olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Şimdi ise ilk defa kürt muhafazakârlar; pkk-hdp’nin yeni yüzünü sempatiyle karşıladılar; üst kimlik olarak muhafazakârlığı esas almadıkları ortaya çıkmıştır. Kürtler arasında yeni üst kimliğin Kürtlük olduğu netleşmiştir. Bunun sosyolojisi seçimler de ortaya çıkmıştır.

Yeni sosyoloji bu; artık Türk muhafazakârlar kendi başlarına siyaset yapmaya devam edecekler; kürt muhafazakârlarsa onların silahlı ortakları pkk –hdp çizgisi ile birlikte siyaset yapmayı deneyecekler; bunu uzun zaman deneyecekler; ta ki bir bağımsızlık gerçekleştirebilecekleri kadar; büyük Kürdistan hayalinin son umut kırıntılarına kadar siyaset yapmaya devam edeceklerdir.

Toplumdaki değişimler geriye yürümez; daima ilerler; bu ilerleme olumlu olabileceği gibi olumsuz da olur. Ama her zaman değişmenin ve ilerlemenin bir bedeli olacaktır. Siz etnik bir milliyetçiliği tercih ederken; başkaları hayır etnik milliyetçilik yapmasın demek baya bir saflık olur.


GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…