Ana içeriğe atla

MESELE ERDOĞAN DEĞİL

“Demokrasilerde liderler sadece kendilerini temsil etmezler, lider ona oy vermiş seçmenlerin iradesidir. Lidere yönelen her tehdit, her hakaret doğrudan doğruya seçmenin kendisine yapılmış demektir.”

Türkiye kara cumartesi olarak nitelendirilebilecek bir güne uyandı. Cumhuriyet tarihinin önemli bir anıdır. Türkiye’de iktidara muhalif kesimlerin toplandığı bir zamanda onların ortasında bir bomba patlatıldı.

Kaçınılmaz algı oyunu, bunu kim yapmış olabilirden öte, orada olanların doğal olarak, bunu yapsa yapsa iktidar yapar onun lideri olan acayip insan Erdoğan yapmıştır yargısı doğrudan olayla ilişkilendirildi.

Erdoğan bir nefret figürü haline getirildi. Doğrusu Türkiye’de çok bomba patladı, çok çete işleri oldu, acayip organize işler vardı ama kimse muhaliflerin ortasında onlarca insanın öleceği bir bombayı patlatmamıştı.

Bir milletin arasına kan davası girdi mi barış, bir arada yaşama arzusu kaybolur gider. İşte bu bombalı saldırılarda tam bunu hedefine koymuş görünüyor.

Üzerine çok konuşulur, bir sürü ihtimal üretilebilir. Ama asıl çılgınca olan ve bir akıl tutulması şeklinde ortaya çıkan…bomba resmi devlet tarafından bizzat organize edilmiş ve devlet kendi vatandaşlarını öldürerek bir hesap yapmıştır yargısının inandırıcı bir şekilde savunuluyor olmasındadır. Şuan bütün muhalif kesimlerce dillendiriliyor, sokaklarda Erdoğan’a karşı o meşhur sloganlar atılıyor ki, ben buraya yazmaktan imtina ederim.

Bütün bu meselede anlaşılıyor ki Erdoğan sadece bir figür. Doğrudan Türk milletine hedef almaktansa somutlaştırılmış bir “Erdoğan” düşmanlığı üzerinden sahip olduğumuz her şeye karşı düşmanca tutum sergiliyorlar. Sokaklarda milletin büyük bir kesimini rencide edici, aşağılayıcı, küçültücü sloganlar atılıyor, saldırılar yapılıyor.

Millet fütursuzca muhalefet eden kesimleri sabırla izliyor. Onların kendilerine yönelik tehditlerini sineye çekiyor.

Türkiye’de her bomba patladığında bu etnikçiler, muhalifler, terör örgütü yandaşları hemen sokaklara dökülüyor, içlerinde ne var ne yok milletin yüzüne kusuyorlar.

Hiç durmadan bizim suçlu olduğumuzu haykırıyorlar, biz susuyoruz, kafamızı önümüze eğiyoruz, acı içindeler diye hoş görüyoruz. Çünkü Türk milleti geleneği olan bir millettir.

Bizim de canımız yanıyor. Bizler de tıpkı sizin gibiyiz, bir şey olduğunda aynı sizin gibi içimiz kanıyor. Ama sizler bizi sırf sizinle aynı görüşleri paylaşmıyoruz diye bizi canavarca suç işleyen bombalar patlatan bir partiye yandaş olan, o partinin liderini de çete başı ilan ediyorsunuz.


Mesele kalabalıklarsa, daha çok bağırmaksa, Türk milleti zamanı gelince büyük kalabalıklar toplamayı bilir, zamanı gelince yüksek perdeden konuşmasını bilir. Sineye çektiğimiz her söylem, her hakaret bizim hatırımızda bir yer tutar. Milletlerin silinmez hafızası vardır. Zamanı gelince her şeyi hatırlar…hatırlatır.

GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

ÜZÜLME

Kaybolan Yusuf döner gelir Kenan’a, üzülmeHüzünler kulübesi döner bir gülistana, üzülme  Gamlı gönül, düzelir halin, karamsar olma
Şu divane başım kavuşur yine huzura, üzülme

Ömür baharı dönse yine çimenlik tahtına
Güzel öten kuşum, çelenk koyarsın başına, üzülme.

Felek dönmediyse iki gün muradımızca
Devran böyle sürmez ya hep; üzülme

Yitirme umudunu aman! Bilmiyorsun gayb sırlarını
Perde arkasında ne gizli oyunlar döner! Üzülme

Gönlüm, varlığımın temelini götürse de yokluk seli
Nuh’tur kaptanın; dert etme tufanı, üzülme.

Çölde yürüyeceksen Kâbe’ye varma şevkiyle
Deve dikenleri yaksa da canını, üzülme.

Konak yeri tehlikeli, varış yeri çok mu uzak
Sonu gelmeyecek bir yol yoktur; üzülme.

Canandan ayrılık, rakibimin sıkıştırması; halim bu
Biliyor hepsini halden hale sokan Tanrı; üzülme.

Hafızım, fakirlik köşesinde, kara gecelerin halvetinde
Virdin dua ile Kur’ân dersiyse, üzülme
ŞİRAZLI HAFIZ

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı