Ana içeriğe atla

BEYAZ MUHAFAZAKÂRLAR

 Türkiye büyük bir dönüşüm geçiriyor. Yeni Türkiye’nin eşiğindeyiz, hepimiz Türkiyeliyiz, Türkiye toplumu olarak, Türkiye halkı olarak diye başlayan cümleleri çokça duyar olduk. Hatta meclis kürsüsünden Türkiye milleti adına diye bir şey de duyduk, öyle ki bir parti yetkilisi çıkıp yemin metni ırkçılık unsurları taşıyor dedi.

Bunları böyle yazınca Türkiye’nin yönünün ne olduğu aşağı yukarı ortaya çıkıyor. Bütün bu kavramlar da daha çok benim yeni bir sınıf olarak gördüğüm beyaz muhafazakarlar tarafından ortaya atılmaktadır. Bunlar aynı zamanda Sayın Erdoğan’ın “dindar kuşağı”dır. Onun için bu kesimler Türkiye’nin rotasını belirlemede önemli hale geldi.

Beyaz muhafazakârlar iktidarın nimetlerinden faydalanan, bürokraside önemli yerleri işgal edenler, ihalelerin gözde talipleridir. Bunların herhangi bir idealin ve davanın parçası değil, Müslümanlıklarını korunaklı hale getiren, siteler içinde güvenle günahtan uzak duran pek mübarek tiplerdir.

Bunların etrafı sanat ve zenginlik dolu para ve iktidar Allahın bir lütfü olarak bu iyi insanların olmuştur. Çünkü bunlar çok çabalamışlardır bunları elde etmek için. Bunun için sıklıkla mübarek topraklara gidip gelirler, hatta sık sık Dubai’ye giderler ki hem mübarek topraklara yakın olsunlar.

Türkiye’de artık medyaya da bu kesimler hâkim durumda. Pek bir şey üretmeseler de paralarıyla her şeyi satın alıyorlar nasılsa, onun için artık bir mesele kalmamıştır. Niçin üretsinler, nasılsa dünya zenginlikleri artık ellerinde. Bunun yerine onlar klasik sanatları yeniden diriltme çabalarına girişmişlerdir.

Çok lüks sitelerde korunaklı mekânlarda ebru sanatı öğrenmek ve hat sanatlarını geliştirmek daha hayırlıdır. Öyle ki ney üflemek de “manevi duygularını kat kat artırıp” ruhlarını arıtıp, bembeyaz tertemiz insanlar olarak o çok sevdikleri cennetlerine kavuşacaklar.

Cennete kavuşmak için sokak kedilerine aşırı duyarlılardır, kedi severler, kuşlara muhabbet beslerle, sokakta dilenen Suriyeli çocuklar için çok içleri acır, hele Kudüs deyince gözleri dolar, korunaklı mekânlarda nargile tüttürüp kutsal Kudüs davası üzerine karşılıklı fikirleşirler.

Öyle ki bize halifelik gelmeli, İslam’ı kurtarmanın tek yolu halifelikten geçer, Osmanlıyı yeniden diriltmekten geçer diye önemli düşünceler etrafında ittifak halindedirler. Kimliklerini bu tarihsel zemin üzerine kurarlar…kardeşlik, kutsal kardeşlik…tabi eskiden olsa Mahsun Kırmızıgül dinler, “hepimiz kardeşiz” deyi verirlerdi ama onlara bu artık fazla arabesk , onun yerine daha farklı etnik şarkı türkü dinlemeyi tercih ederler, etnik kardeşlerine “özgürlük ve barış” selamı gönderirler.

Türkmenlere tepkiye gelince, geçiniz efendim. Geçiniz. Bize ırkçılık yaptıramazsınız, ırkçılık şeytan işi derler. Hele ki biz milliyetçiliği ayaklarımızın altına almışız. Siz ne diyorsunuz…bizi günaha mı sokacaksınız, sizin derdiniz bizi günaha itmek mi...diye yapıştırırlar lafı, boğazınıza tıkarlar birkaç ayetle bütün sözlerinizi…derler ki biz bütün ümmeti kürt arap laz çerkez…işte gerisini zaten biliyorsunuz…vesaire vesaire vesaire.


GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

ÜZÜLME

Kaybolan Yusuf döner gelir Kenan’a, üzülmeHüzünler kulübesi döner bir gülistana, üzülme  Gamlı gönül, düzelir halin, karamsar olma
Şu divane başım kavuşur yine huzura, üzülme

Ömür baharı dönse yine çimenlik tahtına
Güzel öten kuşum, çelenk koyarsın başına, üzülme.

Felek dönmediyse iki gün muradımızca
Devran böyle sürmez ya hep; üzülme

Yitirme umudunu aman! Bilmiyorsun gayb sırlarını
Perde arkasında ne gizli oyunlar döner! Üzülme

Gönlüm, varlığımın temelini götürse de yokluk seli
Nuh’tur kaptanın; dert etme tufanı, üzülme.

Çölde yürüyeceksen Kâbe’ye varma şevkiyle
Deve dikenleri yaksa da canını, üzülme.

Konak yeri tehlikeli, varış yeri çok mu uzak
Sonu gelmeyecek bir yol yoktur; üzülme.

Canandan ayrılık, rakibimin sıkıştırması; halim bu
Biliyor hepsini halden hale sokan Tanrı; üzülme.

Hafızım, fakirlik köşesinde, kara gecelerin halvetinde
Virdin dua ile Kur’ân dersiyse, üzülme
ŞİRAZLI HAFIZ

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı