Ana içeriğe atla

AÇIK KONUŞALIM

İslam coğrafyası yeniden taksim edilmektedir. Bu taksimatta bizim payımıza düşen dövünmek, sızlanmak ve bu savaştan doğan insani yükü çekmek olmaktadır.

Ortada zafer şarkıları söylenecek matrah bir durum yoktur. Ne de kahramanlık öyküleri vardır. Burada belki tarihten bize düşen, o kadim alışkanlığımız olan göçerlere kapı açmak ve onlara kardeşlik hukukunu uygulamaktır.

Türkler misafirperverdir, milyonlarca Müslüman’a hiçbir tereddüt göstermekten bakar. Toprağı eker, buğdayını yetiştirir, ekmeğini topraktan çıkarır. Allahın rahmeti  ve bereketiyle bunu başarır. Bunda inanç sahipleri için tartışılacak bir durum yoktur. Burada bunu tartışacak değiliz, ama tartışılacak çok mesele var, Ortadoğu siyasetinde, dış siyasette ciddi krizler ve başarısızlıklar ortaya çıkmıştır.

Oysa sorgulamak zorundayız, Ortadoğu’da stratejik ve taktiksel fiyaskolar ne olacak.  Dibimizde soydaşlarımızın olduğu ve akraba toplulukların üzerine yağan bombalardan bizim payımıza düşen nedir? Bölgede sürekli ihanete uğruyoruz, sürekli sırttan bıçaklanıyoruz, içerde ve dışarıda Türkiye’nin varlığına kast etmiş onlarca odak etnik unsur varken Türkiye’nin bu girdaptan çıkması zor görünüyor.

Mesela Kürtler Türkiye’nin tökezlemesindeki en önemli aktörlerden biridir. Türkiye’nin ayaklarına bağlanmış birer zincir, ellerine vurulmuş bir kelepçedir. Bunu aşamadığımız sürece, bunlar ihanet etmeye devam ettikçe, milli birliğin oluşması mümkün değildir. Milli kuvvetlerin aynı amaca odaklanması zor görünmektedir.

Irak’a ve Suriye’ye çok önceden girmiş olmalıydık. Burada her türlü bedel ödenerek bölge Türkiye’nin kontrolünde kalmalıydı, oysa şimdi daha ağır bedeller ödeyeceğimiz açık görünüyor. Kim ne derse desin, bunun sonu pek iyiye gidecek gibi görünmüyor.

Bölgeye dünyanın bütün askeri ve siyasi gücün birikmesini Türkiye’nin lehine okumak tam bir saflık olur. Akdeniz bir silah deposu haline geldi. Akdeniz bir füze deposu durumunda hangi gemiden bize ne ateşlenecek onu Allah bilir.

Hele nükleer silahların ucu görünmüşken artık askeri anlamda bir kazanım elde etmek zor görünmektedir. Ancak başka güçlü ulusların müsaade ettiği kadar adım atabilirsiniz.

Bazı şeyler için bazen çok geç olur. Suriye ve Irak meselesi de Türkiye açısından yeni kazanım sahaları olmaktan çıktı. Tam bir tehlike ve tehdit olarak önümüzde durmaktadır.

Türkiye’nin askeri yeteneklerini kendisine yarın tehdit oluşturacak etnik yapılara aktarmasının da bir anlamı yoktur. Barzani bölgede kendi çıkarlarını kovalayan, zaman zaman da Türkiye’ye karşı etnik kürt kartını oynayan bir adamdır. 


Herkese her daim güven gibi bir ilke ile bu bölgede ayakta kalınmayacağını öğrenmiş olmamız gerekmez mi? İnsanların inançları başkadır. Devletlerin, milletlerin var olma savaşı başkadır.  Devletlerin kardeşi olmaz, devlet aklı bir milletin ortak aklıdır, bu aklı böyle çalıştırmaya devam ederseniz, biz mevzi kaybetmeye devam ederiz. 

GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

TIKANDI BABA HİKAYESİ

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
"Tıkandı Baba, çay getir!.."
"Tıkandı Baba, kahve getir!.."
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı Baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tı…

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…