Ana içeriğe atla

Kayıp Gelecek

Türkiye’deki akademi ve ilim literatürü, çalışmaları batı kaynaklı olduğu için oradaki bilgi birikimini çevrilmiş ve Türk gençlerine aktarılmıştır. Türkiye’de birçok ilmi faaliyet bu şekilde gerçekleşmiştir. Çünkü yeterli bilgi ve sermaye birikiminden yoksun kalan Türk milleti ve onun aydını kısa yoldan böylece malumat sahibi olmuştur.

Bu gün hala aynı kısır döngü devam etmektedir, üniversiteler papağan gibi Marksist bir dille batının ürettiklerini tekrar etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar.  Bu Türk milletinin gençlerini zehirlemekten öteye geçmiyor, onlara ne bir ulus bilinci veriyor ne de başka bir şey veriyor.

Bunun somut sonuçlarını Türk ve Kürt solunun hala bu topraklarının geleneği ile barışmayan, cami yakan, kültür merkezi yakan zihniyetinde görmekteyiz. bunu odtü’deki mescitte namaz kılanlara karşı “işidçi” bunlar savunmasıyla ortaya koydukları argümanlar ve saldırılarda görebiliriz.

Batı kültürüyle zehirlenmiş bu kuşaklar şimdi oldukça seküler, oldukça pragmatist ve haylice de kendi geçmişinden ve medeniyetinden uzak büyümüşlerdir.

Camiden, kütüphaneden ve geleneğinden yoksun bu nesiller şimdi internetin ürettiği içerikle birlikte savrulmuş, her fikre açık, her ideolojiye ve yalanın peşinden sürüklenmektedir.

Türkiye’nin yeni bir kayıp kuşağı doğmuş ya da doğmak üzeredir. Gezide ortaya çıkanlar, karanlık eski tüfek solcuları saymasak, işte bu kayıp kuşaktı, tam olarak ne söylediği ne istediği anlaşılmayan bu kesimler artık Türkiye düşmanlarının oyuncağı haline gelmiştir.

Birçok şeyi inşa ederken, yollar, köprüler, tüneller yaparken, elimizin altından kayan insan oldu. Bu gün bu kuşağa ulaşacak ne bir dil var, ne de başka bir yapılanma ve örgütlenme vardır.

Özellikle iktidar çevrelerinde teşekkül eden gençlik yapılanmaları olsa da, bunlar genelde dar mahallerde, çok az insan topluluklarının arasında dolaşmaktadır. Türk milletinin geniş gençlik kesimlerine ulaşmamaktadır.

İktidarın çevresine çöreklenmiş vakıf faaliyeti yapıyoruz adı altında, kendilerine rant devşirmekten başka bir amacı olmayan bu yapılar, bir çok şeyin önünde oldukça engel teşkil etmektedir.

Bu yapılar ne bir vizyon ortaya koyuyorlar, ne de başka bir şey üretiyorlar, genelde tek bir adamın görüşü ya da tek bir fikre sabit kalarak hem gençlerin geleceği inşa etmelerine engel oluyorlar, hem de gençlerin var olan sanat, ilim, dil ve benzeri yeteneklerini köreltiyorlar.

Hele bir de kpss sınavı var ki milyonlarca genç zamanlarının tamamını bir takım test malumatlarını ezberleyip, papağan gibi tekrar ediyorlar. Gelinde bu kuşaklarla ulusal bir strateji geliştirin, Ortadoğu politikaları üretin….bence baya komik sonuçlar çıkar…ki çıkıyor zaten, hem komikliği bir yana oldukça ağır bedeller ödetiyor.

Biz bu durumda çok savaş kaybeder, çok cephede mevzi yitiririz, çünkü bir milleti ayakta tutacak olan şey bilgidir, akıldır, stratejidir. Bunu yapamadın mı sınırların içine kadar seni kovalarlar, bakın Suriye’ye burnumuzun ucunu sokamıyor, ıraktan tehditler yiyoruz, askerileri geri çekiyoruz, Türkmenlere sadece tabut ve battaniye yetiştirme telaşındayız.

Temel bir gerçek var ki üretmezseniz yok olursunuz, bilgiye sahip olan coğrafyaya hâkim olur, sosyoloji bilen toplumları dağıtır.  Sosyoloji bilen ulusları parçalar. Bugün tam da bu süreç kapımıza geldi dayandı.


GEÇEN YIL

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…

TIKANDI BABA HİKAYESİ

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
"Tıkandı Baba, çay getir!.."
"Tıkandı Baba, kahve getir!.."
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı Baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı Baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.
Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tı…

Bazı Sosyolojik Tespitler

Parti, Erdoğan ve cemaat ilişkisi üzerine:
Erdoğan otoriter değil, karizmatik. Herkes eskiden öyle bir liderimiz olsun ki, vursun yumruğunu masaya, kendini tüm dünyaya dinletsin diye söylenirdi. Şimdi öyle bir lider var; ama fazla otoriter bulunuyor, benim açımdan bu otoriterlik değil, Erdoğan’ın karizmatik gücü ve etkisinden kaynaklanmaktadır.
Demokratik liderlik mi yoksa karizmatik liderlik mi? İşte mesele. Eski siyasetçilerimiz biraz incelense, büyük oranda vazife adamı, devletin ve dünyanın kendilerine verilen görevleri yapan, durumu idare eden tiplemelerdi. Tabi eskilerden Erbakan hocayı ayırmak lazım, kaç tane lider vardır ki, kendini bir “adil düzen” hayaline adayan, ömrü boyunca bunu anlatan ve sonunda da toplumu ikna ederek oy alan.
Türkiye ilk defa cumhuriyet tarihinde karizmatik bir liderle tanıştı. Gücünü ve etkisini kendinden alan ve bunu topluma aktaran bir liderlik türüdür. Erdoğan’a olan nefretin ve sevginin aynı oranda aşırılıklar içermesinin özünde bu yatmaktadır.
Cem…