Ana içeriğe atla

KÜRDİSTAN NERESİDİR

Tarihsel olarak Kürtlerin varlığına ve nerede yaşadıklarına ilişkin son yıllarda çalışmalar yapılmış olsa da bu konuda yeterli kaynakların ve kayıtların olmaması içinden çıkılmaz bir tartışmayı da başlatmış görünmektedir.

Pkk ve onun taraftarlarına göre Kürtlerin kökeni ta Sümerlere kadar, bir kısım İslamcılara göre ise bunun bir önemi yok Kürtler erken dönem Müslümanlarından olan Kürdistan’da yaşayan bir millet… tabi millet demekten de geri durmuyorlar, bu millet tanımının tarihi ve sosyolojik dayanakları olmasa da yinede bir şeyler uydurmaktan geri durmuyorlar..

Kürtler kimdir sorusunu sosyolojik olarak cevaplamak oldukça zordur, ama Arap kaynaklarında El Ekrad diye bir topluluğun varlığına ilişkin kayıtlarda, Kürtlerin dağlarda yaşayan vahşi topluluklar olduğu, ya da isyan halinde olan bir topluluk olduğu, dr Bekir biçerin, Arap kaynaklarını tarayarak elde ettiği bilgilerden çıkarılmaktadır.

Kürdistan’ın varlığına ilişkin dr. Bekir biçerin taradığı kaynaklarda ise, bir coğrafya adı olarak Anadolu’yla ilişkisi olmayan daha çok İran’la ve ırak arasında kalan bir bölgeden söz ettiği görülmektedir.

Türklerin önemli destanlarından olan Oğuz destanında ise oğuzun ve ordularının bir Kürdistan bölgesine gittiği ve orada konukladığından söz ediyor olmasına rağmen, oranın tam olarak neresi olduğu tespit edilememiştir.

Anadolu’da Kürt varlığına ilişkin, Kürtlerin biz sizden önceden buradayız tezinin hiçbir tarihi belgede geçmediği gibi uydurulmuş herhangi bir mantıksal kurguya bile oturmak zordur. Hüsrevname’de geçen karduk,kardu, gurdi gibi kelimelere tutunarak kendilerine milattan önce de bir isim bulma çabaları da oldukça mesnetsiz yorumlara dayanmaktadır.  Eğer kendilerini Ermenilerin bir parçası görüyorlarsa o zaman bu tezlerine hiç itiraz etmeyiz.

Bugün Kürtlerin Anadolu topraklarında kurmaya çalıştıkları Kürdistan’ın, uzunca bir hikayesi vardır. Bu bölgenin uzun bir zaman sahipleri Ermenilerdir, ki zaten tarihi kaynaklarda haritalarda hep Ermeniya diye geçer, sonra bölgenin güney kesimleri Müslüman Arap savaşçıların egemenliğine girmiştir, daha sonra ise Müslüman Türklerin egemenliğine girmiştir.

Türklerin nüfusça bölgede yoğunluğu 1950 yıllarına kadar sürmüştür, ama Kürtlerdeki çok eşliliğin olması, ayrıca kadınlardaki doğurganlık oranın çok yüksek olması bölgenin nüfusunu oldukça artırmış olup, bugün geldiğimiz sonuçları doğurmuştur.

Türkiye’nin eğitimdeki başarısı da buna katkı yapmıştır, hızla çoğalan bu nüfusu okullaştırarak, zorlada olsa, yeni bir kürt kuşağının doğmasına neden olmuş, silahlı unsurları yetmiyormuş gibi bir de bunların tacizleri ve tazyiklerine karşı karşıya kalmış bulunmaktayız.

Kürdistan bir coğrafyanın adı olabilir, ama Anadolu topraklarında olmadığı tarihi kayıtlarca sabit, bir takım Kürt unsuların biz coğrafya olarak Kürdistan diyoruz filan gibi kaypak cümleleri Anadolu da bir Kürdistan icat etme çabalarından kaynaklanmaktadır.


Bu ikiyüzlülüğe bir son verin; eğer tarihinize geri dönmek istiyorsanız, İran dağlarında Duhok’un izini takip edebilirsiniz,  İran’dan Kürdistan’ı talep edebilirsiniz, Türkiye’den ve Türk milletinden değil.

GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

ÜZÜLME

Kaybolan Yusuf döner gelir Kenan’a, üzülmeHüzünler kulübesi döner bir gülistana, üzülme  Gamlı gönül, düzelir halin, karamsar olma
Şu divane başım kavuşur yine huzura, üzülme

Ömür baharı dönse yine çimenlik tahtına
Güzel öten kuşum, çelenk koyarsın başına, üzülme.

Felek dönmediyse iki gün muradımızca
Devran böyle sürmez ya hep; üzülme

Yitirme umudunu aman! Bilmiyorsun gayb sırlarını
Perde arkasında ne gizli oyunlar döner! Üzülme

Gönlüm, varlığımın temelini götürse de yokluk seli
Nuh’tur kaptanın; dert etme tufanı, üzülme.

Çölde yürüyeceksen Kâbe’ye varma şevkiyle
Deve dikenleri yaksa da canını, üzülme.

Konak yeri tehlikeli, varış yeri çok mu uzak
Sonu gelmeyecek bir yol yoktur; üzülme.

Canandan ayrılık, rakibimin sıkıştırması; halim bu
Biliyor hepsini halden hale sokan Tanrı; üzülme.

Hafızım, fakirlik köşesinde, kara gecelerin halvetinde
Virdin dua ile Kur’ân dersiyse, üzülme
ŞİRAZLI HAFIZ

Baki’den

Gitdi Kayser kasrınuñ tâk u revâkı kalmadı Nice Kisrâ geçdi tâk u tumturâkı kalmadı
Bezm-i kesretden biz en evvel götürdük ayagı Meclis âhir oldı gitdi bâde sâkî kalmadı
Şevk u zevk ehli çekildi biz dahı yâ Hû didük Zevki gitdi ‘âlemüñ ehl-i mezâkı kalmadı
Tolu urmış tarlaya döndürdi devrân sohbeti   Câm sınmış mey dökilmiş dest-i sâkî kalmadı
Gam degül Bâkî bekâ semtine kılsa irtihâl Nice şehler bu fenâ mülkinde bâkî kalmadı

Baki’den
Ey göñül a’yân-ı devlet içre himmet kalmadı Kimden umarsın kerem ehl-i mürüvvet kalmadı 
Nefse nefsi oldı ‘âlem her kişi hayretdedür Kimseden hîç kimseye dermâna tâkat kalmadı
Ey dirîgâ lutf u ihsânuñ kapusın yapdılar Zikri hayr olsun dinür sâhib-sa’âdet kalmadı
Gel zuhûr it kandasın ey Mehdî-i sâhib-kırân Kim cihânda zâhir olmaduk ‘alâmet kalmadı
Câhil ü nâ-dân oh gör ister isen mertebe
Kim kemâl ehline Bâkî şimdi ragbet kalmadı