Ana içeriğe atla

Algı ve Operasyon

Okumayan bir toplumda bir şeyin algısını oluşturmak çok basittir. Eskiler zaten sözü söylemiş, çamur at izi kalsın diye, bu çok kadim algı oluşturma yöntemi olarak söylenmiş olmalı, çünkü bugün tamda yaşadığımız süreçler bu sözü doğrular niteliktedir.

Günümüzde bilginin hızla yayılıyor olması bir iftiranın, bir yalanın izlerinin daha hızlı yayılmasına neden oluyor. Bir yalan yayılırken aynı zamanda yeniden kurgulanıyor, yani her temas ettiği kişide yeniden biçimlenip bir başkasına ulaşıyor.

Bilginin kaynağı sorgulanmıyor, doğruluğu ya da yanlışlığı tartılmıyor, sadece zihni seviyeye uygunluğu aranıyor. İnternet kullanıcısının bilgi ve kavram düzeyi neyin dolaşımda olacağın da belirliyor. İnternette bir bilginin dolaşıma girmesi internet kullanıcılarının bilgi ve kavram seviyeleriyle doğrudan ilgilidir.

Bu durumda bilgi anonimleşiyor, paylaşımlar anonimleşiyor, bir süre sonra ise hakikat öyleymiş gibi sokakta gençler arasında yarım yamalak olarak öyle imiş, gibi imiş, yani -mış gibi bir bilgiye dönüşüyor.

Sorgulamadığımız, önümüze düşen her bilgi geçerli gibi görünse de her hangi bir temellendirmeye dayanmadığı için görece bir içerik taşır. Kullanıcı bu süreçte hem aktiftir, hem de pasiftir. İnternet kullanıcısı aktiftir, kendini internette sergiler, bir taraftan da başka sergileyenleri izler ve paylaşır.

Burada bizim gibi internet kullanmayı sevmiş bir ülke olarak karşımıza çıkan sorun ise, az bilgimiz ya da yarım yamalak düşünme biçimimiz bizi büyük bir tehlikenin içerisine atmaktadır. Profesyonel kullanıcıların sık sık algılarımızla ve doğrularımızla oynamalarına neden olmaktadır. Sosyal psikoloji konusunda az uzmanlaşmış kişiler bile bu gün Türkiye gündemini sosyal ağlar üzerinden belirleme gücene erişmiş bulunmaktadır.

Sosyal ağlar sadece sosyal ağlar olarak kalmıyor. Sosyal ağlarda oluşan motivasyon yüzünden bugün toplumsal yapılar ve siyasal sistemler kökünden sarsılıyor. Gezi ve sonrasında meydana gelen olayların temel motivasyon kaynağı twitter olmuştur.

Klasik sosyal hareket mantığında daha çok cemaat kültürü vardı. Uzun çabalar gerektirir ve insanlar bu uzun süreçler içinde ideolojiye ikna edilir ve sonrasında sokağa çıkılırdı, ama şimdi basit bir yalanla her şey altüst edilebilir.

Yalan rüzgarına dönüşen internet ortamı nihayetinde az gelişmiş birey tiplerine android muamelesi yapmakta, bilgisayara kablolarla bağlı kişiler birden büyük bir motivasyonla sokağa atlayıp ve şiddeti üretmektedir.

Bilgisayar başında oyun oynayarak geçiren bu yeni genç nesiller büyük oranda hissiz, vicdan kavramı oluşmamış sadece hedefe konsantre olmuş ve bir oyun gibi yıkma ve yakma faaliyetinde zevk alması, insanlığın nasıl bir noktaya gideceğinin de sinyallerini vermektedir.


Yorumlar

GEÇEN YIL

sözde

edebiyat camiası hikaye seviyor, şiir seviyor ama düşünmeyi sevmiyor. düşüncenin ifade edilmesini sevmiyor. süslü kelimeleri alkışlıyor. ama anlamlı kelimeleri kovalıyor. edebiyat camiası bu, sözde aydın dünya. her şey sözde değil mi bu toplumda.

küçük hikayeler

Gerçek çoğu zaman yalındır, karmaşanın içinde bütün hakikatler kaybolup gider. siyasal tartışmalar, taraflı algılar yaşamın pratiklerini ifade etmez. herkes zihninde ki dünyanın süvarisi, savunucusudur. yani herkese buyur ettiğin şey, kafanın içinde ki kendi doğrularından başka bir şey değildir, ama yaşamın hakikisi sokakta, etrafta akar gider. Kısa ve yalın yazılmış insan öyküleri. Dersanedeyim, bir genç geldi, yirmili yaşlarda. Uzun zaman olmuş liseyi bitireli. İnşaatlarda çalışmış  ama içinde hep bir okuma aşkı. Dinmemiş bu arzusu, üniversiteye gitmek istiyor. İnşaatta kazandığı para ile sobalı bir ev tutmuş kardeşiyle birlikte orada kalıyorlar. İki kardeş, iki umut, iki insan hikayesi. Bir gün evlerine misafir de oldum. Dersanede en gayretli öğrencilermizden biri oldu. Sıfırdan başlayıp epeyce yol aldı. Ve sonunda o azmi sayesinde Uludağ üniversitesi işletmeye girdi. Amerikada okuyan insanlar için bu hikaye bir anlam ifade etmeye bilir. Ama bu sivasımızın bir ev...

İKRAR VERDİ DESTUR ALDI

“Yol biziz, erkan biziz, devran biziz, dem biziz.” Canların, erenlerin dergahına bir Türkmen diz çöktü, bir dedenin elini öptü. Yandı çerağı talip oldu ,“gerçekler demine hu”, horasan erenlerinin izinde bir aydın, bir münevver, bir başbakan. Eşikten girdiğinde işte o an, tarihi bir andı. Yüzlerce yıl sonra, bin yıl sonra yeniden…! Geldi horasan erenlerin postuna oturdu. Talip oldu, kardeşliğe, gönüldaşlığa, yoldaşlığa ve yola talip oldu. Bin yıl önceden olduğu gibi, Anadolu coğrafyasının İslamlaşmasının mimarlarından olan pirlerin, babaların, mürşidi kâmillerin divanlarına durdu. Türkiye tarihinin uzun bir döneminde horlanan Anadolu İslam’ı, Anadolu dergâhları, tekkeleri, ocakları nihayet gün yüzüne çıkıyor. Türkmen oğuzun ocağı yeniden tütecek, pirlerin çerağı karanlıkları aydınlatmak için yeniden yakıldı. Bir hoca, oğuzun o ak saçlısı gitti ve eşikten içeri adım attı. Osmanlı döneminin ilk devrelerinde hakim olan horasan pirlerin İslam anlayışı yerini daha başka ş...