Ana içeriğe atla

YENİ SİYASET

Türkiye cumhuriyetin kurulumundan beri ilk defa farklı bir siyasi tarzla tanışıyor, daha öncesinde kabaca sağ ve sol( Laik, Kemalist,Ulusalcı…vs) kamplaşmasında görülen siyasal ayrımlar ömrünü tamamladı.

Siyaset muhafazakârlar arasında cereyan eden bir yarışı dönüşüyor. Yani artık bizatihi muhafazakârlık kendi içinde yarışacak görünüyor. Türkiye bu yeni siyasetle tanışıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun karşısına kim çıkarsa çıksın, nihayetinde muhafazakâr iki adayın yarışını izleyeceğiz

Kimin daha çok muhafazakâr olduğu değil, kimin daha çok şey vaat ettiğine oy vereceğiz. Kimin dindar olduğuna bakmayacağız, oysa bir süre öncesine kadar muhafazakârlık oy vermek için önemli bir nedendi.

Muhafazakârlığın ne olduğu konusu ise ayır bir tartışma ama oraya girmek istemiyorum. Türkiye de doğan bu siyasi atmosfere göz atmaya çalışıyorum.

Sayın Erdoğan’ın fiilen yürütme erkinden çekilmesiyle, partiye yeni genel başkan seçilecek, yeni bir başbakanı seçilecek olması, sistemin nasıl işleyeceği konusu ise epeyce belirsiz görünüyor.

Parti içindeki güç dengeleri, partiye kimin ya da hangi anlayışın hakim olacağı meselesi de gündeme gelecektir. Türkiye siyaseti yeni şeylere gebe, çünkü Erdoğan fiilen yürütme erkinden çekilmiş oluyor. Onun çekilmesiyle, Türk siyasetinde fırtınalar kopabilir.

Parti bölünebilir, yeni genel başkan toplum üzerinde Erdoğan’ın yarattığı etkiyi uyandırmayabilir, siyaset artık herhangi bir fikirsel inşadan çok, doğrudan seçimlere bağlı hale geldiğinden milletin bir şeylere ikna edilmesi elbette zor görünüyor.

Ekonomik istikrar partinin gücünü ayakta tutan temel bir ölçüt haline geldi. Kitleler tüketim alışkanlıklarının değişmesini istemiyor, yani aslında büyük Türkiye ideali, ya da dava dediğimiz şey değil, daha çok halkın sahip olduklarını, zenginliğini muhafaza etme ve artırma kaygıları iktidara desteğini sürekli hale getirdi.

Bu tespitten yola çıkarak şunu söyleyebilirim, parti herhangi bir taban inşa edemedi, fikirlere dayalı, geleceğe dönük, idealler paylaşan bir tabanı yok. bu yüzden partiyi bir arada tutan şey çıkarlar ve kardır.

Herkes yeterince kazandıysa dağılabiliriz, iktidarın çevresi yeterince kazanmış görünüyor, onlar için dağılmak artık daha kolaydır; çünkü sayın başbakanın dava dediğin şeyin onların ideallerinde olduğunu hiç sanmıyorum.

Ali Bulaç’ın vurguladığı şeylere katılmamak elde değil, İslami hareket kesintiye uğradı tespiti çok yerinde, çünkü parti fikirleri, birikimleri kolayca harcadı…  elbette bunu f.g örgütü için söylemiyorum, başından beri, en başından beri Türkiye’ye, Türkiye’nin genç beyinlerine büyük bir zarar olduğunu görmüştüm ve buna karşı çıktım.

Karşımıza neyin çıkacağını ise bize zaman gösterecek, herhangi bir konuda haklı mıyız, yoksa hata mı ediyoruz, bunu bize zaman gösterecek. Bekleyip hep birlikte göreceğiz.





Yorumlar

GEÇEN YIL

sözde

edebiyat camiası hikaye seviyor, şiir seviyor ama düşünmeyi sevmiyor. düşüncenin ifade edilmesini sevmiyor. süslü kelimeleri alkışlıyor. ama anlamlı kelimeleri kovalıyor. edebiyat camiası bu, sözde aydın dünya. her şey sözde değil mi bu toplumda.

küçük hikayeler

Gerçek çoğu zaman yalındır, karmaşanın içinde bütün hakikatler kaybolup gider. siyasal tartışmalar, taraflı algılar yaşamın pratiklerini ifade etmez. herkes zihninde ki dünyanın süvarisi, savunucusudur. yani herkese buyur ettiğin şey, kafanın içinde ki kendi doğrularından başka bir şey değildir, ama yaşamın hakikisi sokakta, etrafta akar gider. Kısa ve yalın yazılmış insan öyküleri. Dersanedeyim, bir genç geldi, yirmili yaşlarda. Uzun zaman olmuş liseyi bitireli. İnşaatlarda çalışmış  ama içinde hep bir okuma aşkı. Dinmemiş bu arzusu, üniversiteye gitmek istiyor. İnşaatta kazandığı para ile sobalı bir ev tutmuş kardeşiyle birlikte orada kalıyorlar. İki kardeş, iki umut, iki insan hikayesi. Bir gün evlerine misafir de oldum. Dersanede en gayretli öğrencilermizden biri oldu. Sıfırdan başlayıp epeyce yol aldı. Ve sonunda o azmi sayesinde Uludağ üniversitesi işletmeye girdi. Amerikada okuyan insanlar için bu hikaye bir anlam ifade etmeye bilir. Ama bu sivasımızın bir ev...

İKRAR VERDİ DESTUR ALDI

“Yol biziz, erkan biziz, devran biziz, dem biziz.” Canların, erenlerin dergahına bir Türkmen diz çöktü, bir dedenin elini öptü. Yandı çerağı talip oldu ,“gerçekler demine hu”, horasan erenlerinin izinde bir aydın, bir münevver, bir başbakan. Eşikten girdiğinde işte o an, tarihi bir andı. Yüzlerce yıl sonra, bin yıl sonra yeniden…! Geldi horasan erenlerin postuna oturdu. Talip oldu, kardeşliğe, gönüldaşlığa, yoldaşlığa ve yola talip oldu. Bin yıl önceden olduğu gibi, Anadolu coğrafyasının İslamlaşmasının mimarlarından olan pirlerin, babaların, mürşidi kâmillerin divanlarına durdu. Türkiye tarihinin uzun bir döneminde horlanan Anadolu İslam’ı, Anadolu dergâhları, tekkeleri, ocakları nihayet gün yüzüne çıkıyor. Türkmen oğuzun ocağı yeniden tütecek, pirlerin çerağı karanlıkları aydınlatmak için yeniden yakıldı. Bir hoca, oğuzun o ak saçlısı gitti ve eşikten içeri adım attı. Osmanlı döneminin ilk devrelerinde hakim olan horasan pirlerin İslam anlayışı yerini daha başka ş...