Ana içeriğe atla

Sosyal Barışımız!!


“Sosyal barış yasalarla mümkün değil, insanların birbirine yaklaşmasıyla, birbirini anlamasıyla mümkündür. “

Türk devleti bu kadar tehdidi kaldırır mı? Ulusalcı Kürtçüler bir yandan, Ulusalcı Kemalistler bir yandan, Hizmet Hareketi öteki yandan devlete karşı büyük bir talep ve tehdit içerisinde bulunuyor. Bunu yaparken yasalardan kaynaklanan haklarını kullanıyorlar. Burada şöyle bir soru karşımıza çıkıyor, devleti ve toplumu tehdit etmek demokratik bir hak mıdır?

İktidar partisi ise bu tehditleri görmezden geliyor, ama taleplerine demokratik paketlerle cevap vermeye çabalıyor. Ama şurası açık ki, toplumsal yapıları paketler çözemez, tarihten gelen çatlaklar mevcut, yaralar, acılar, ölümler mevcut.

Toplumdaki bu fay hatları bir çok karşıtlığı da beraberinde getiriyor. Alevi-Sunni, Kürt-Türk, Kemalist –Laik gibi. Demokratik paketlerle insan haklarını dağıtabilirsiniz, ama kitleler sosyal barış için adım atmak yerine yasalardan doğan haklarını yeni düşmanlık yapılarıyla güçlendireceklerdir.

Bunun örneği gezi parkı olayında görüldü. Mesele haklar değil, iktidardakilerin mevcudiyetleriydi. Onların şahsında onların temsil ettikleri her şeye savaş açtılar. O yüzden gezi demokratik değil, özünde dayatmacı ve faşist bir aktiviteydi. Yani sosyal barış için değil, çatışmayı derinleştirmek için sokakları savaş alanına çevirdiler.

Dünyaya sevgi yayan, ışık saçan cemaatimiz bile kendini çatışmanın bir tarafı olarak konumlandırıyorsa, sosyal barışın mümkün olup olmadığı sorusu iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Açıklama olarak konjonktür diyebilirler, ama bugün çatışabiliyorsanız, yarında çatışırsınız.

Toplumda var olan tüm taraflar Türkiye de demokrasinin kendini göstermesinden itibaren netleşti ve görünür oldu. İnsanlar uyanıktır, yasaları ve boşluklarını iyi bilirler. Genel kitlenin bu boşluklardan haberi olmayabilir ama örgütlü yapılar bu boşlukları bilir ve değerlendirirler. Hatta bütün çabalarını avukatları aracıyla yasaların boşluklarını ararlar. Sosyal barışı kurmak için değil, var olan çatışma zemini daha yaygın hale getirmek isterler.

Bu yüzden toplumda ki bütün çatlaklar, farklılıklar, kırıklıklar gündeme getiriliyor, tartışılıyor. Bütün bu tartışmalar sosyal barış sağlamak için değil, kaos üretmek için sosyal mühendislik(sosyoloji) yapılıyor. Acımasızca istenen çatışmanın tek amacı var; iktidarın düşmesidir.

Sosyal mühendislik şudur ki: İktidarın düşmesi pahasına herkes herkesle çatışabilir. Herkes herkesle ittifak kurabilir, ilkeler ve inançlar konjontüreldir.



Yorumlar

GEÇEN YIL

CAHİLLER VE MUTLULAR

Cehaletin kör karanlığında her türlü suç işlenebilir. İnsanın saklanabildiği tek yer işte o karanlığıdır, bu yüzden bütün toplumun damarlarında, kötülük akıyor, en iyi en dindar en bilmem nesin de bile kör karanlığında kötülükle yaşayan kimseleri var. Oysa karanlığın düşmanı aydınlıktır, yani bilgidir, bilinçtir.  Bilinç isyandır, korkudur, ama kötülük demek değildir. İnsan en büyük kötülüğü iyilikle aramızda dolaşan melek yüzlü cahillerden görür. Çünkü kendisini yalnız onda görebilir, kendisini yalnız ona yöneltebilir, belki de herkesin işine böyle geliyordur. Bilmek, okumak ya da öğrenmek gibi şeyler neden gerekli olsun ki, ne ihtiyacını görür ki nasılsa kutsal saydığı hocaları çalışmadan zengin olur, kutsal saydığı bir takım kimseler toplumun en önde gidenidir. Okumadan, kültürlü olmadan ve zengin; kendiside öyle olmalıdır. Çocuğu da oğlu da kızı da öyle olmalıdır…çocuklarını böyle yetiştirir. 

ANLAM

Düşüncenin ifade edilmesini, sanki roman yazmak gibi algılamak ya da şiir yazmak gibi algılamak alıklıktır. Çünkü felsefe evet estetiği içerir ama amaç estetik değil anlamdır.

sözde

edebiyat camiası hikaye seviyor, şiir seviyor ama düşünmeyi sevmiyor. düşüncenin ifade edilmesini sevmiyor. süslü kelimeleri alkışlıyor. ama anlamlı kelimeleri kovalıyor. edebiyat camiası bu, sözde aydın dünya. her şey sözde değil mi bu toplumda.