Ana içeriğe atla

Muhterem Efendiler!

Muhterem efendiler, cehaletle savaşınız, nesilleri koruyunuz. Çünkü nesiller milletlerin geleceğidir, milletleri asırlara taşıyacak olanda bu nesillerdir.

İslamın o yüce peygamberi cehaletin, atalar dinin, saçma anlayışların, bozulmuş inançların içine doğmuştu. Ama öyle güzel bir ruhla doğmuştu ki toplumun hiçbir yanlışını uygulamadı. Vicdanın, ruhunun yönünü izledi.

İlk emir geldiğin de “ey Hatice ört beni” dedi. Oku emri gelmişti. “Rabbinin adıyla oku.” Düşünün muhterem efendiler bir düşünün, nasıl savaşacaktı cehalette, nasıl değiştirecekti bunca insanı. Nihayetinde tek başına bir insandı ve sosyal yasalar olduğu gibi geçerliydi. Yani isteseydi Allah hepsini tek çırpıda yok eder, ya da bir çırpıda onlara hakikati gösterirdi.

Öfkeye kapılabilir, lanet okuyup hepsinin felaketini isteyebilirdi. Kaçabilirdi de. Bazen çok yalnız kalmıştı, tek başına hissetmişti, ama o seda ruhunu teskin etti: “korkma, rabbin seni terk etmedi.”

Değiştirin muhterem efendiler, ama yasaklayarak değil, gönülleri kazanarak. Çatışarak değil, kalplere dokunarak.

 İslam ötekileştirmez, yanına çağırır, kapısını açar.

İslam’ın o yüce peygamberinin Taif Davet’inde başına gelenler: “Ön­ce alay et­ti­ler. Son­ra hakâ­re­te baş­la­dı­lar. Ar­dın­dan da kö­le­le­ri­ni Al­lâh Ra­sû­lü’nün geç­ti­ği yol­la­rın iki ke­na­rın­da sıra ya­pıp O’nu ha­kâ­ret­ler­le taş­lat­tı­lar. Hat­tâ kö­le­le­ri­ni ar­ka­sın­dan yol­la­ya­rak bir müd­det da­ha taş yağ­mu­ru­na tut­tu­lar. Âlem­le­rin şâ­nı­na ya­ra­tıl­dı­ğı O Pey­gam­ber­ler Sul­tâ­nı’nın mü­bâ­rek ayak­la­rı kan için­de kal­mış, ayak­ka­bı­la­rı kan­la dol­muş­tu. “

Bütün bunları yapanlara karşı, insanlığın son dinin yüce peygamberi sadece af diliyordu. “bilmiyorlar” diyorlardı. Muhterem efendiler öğretin, öğretin ki üzerinizde ki yük kalksın, bildirin muhterem efendiler, bilen insan, kendini bilen insan hata yapmaz,  işte bu yüzden, toplumu yasaklarla değil, yasalarla değil, bildirerek düzenleyin.

Yasalarla medeniyet inşa edilemez, medeniyetler ve gelecek ancak insanla inşa edilir. Her şeyi kanuna yazın, istediğiniz yaptırımı ortaya koyun. Ama çürümüşlüğü ve cehaleti engelleyemezsiniz.

Yasalarla kişilere karakter ve ahlak veremezsiniz. Sadece belki hapishaneleri doldurursunuz. Kanuni düzenlemeler çürümeyi örtmez, cehaleti örtmez, belki siz biraz rahat edersiniz.

Muhterem efendiler, harika yollar yapıyorsunuz, harika binalar inşa ediyorsunuz. Görüyoruz ki, toplum ekonomik olarak zenginleşiyor. Ama görmediğiniz fark etmediğiniz bir şey var ki, o da toplumların bunların dışında, inanca, ahlaka, kültüre, sanata, felsefeye, şiire, sosyolojiye de ihtiyacı vardır.



Yorumlar

GEÇEN YIL

sözde

edebiyat camiası hikaye seviyor, şiir seviyor ama düşünmeyi sevmiyor. düşüncenin ifade edilmesini sevmiyor. süslü kelimeleri alkışlıyor. ama anlamlı kelimeleri kovalıyor. edebiyat camiası bu, sözde aydın dünya. her şey sözde değil mi bu toplumda.

küçük hikayeler

Gerçek çoğu zaman yalındır, karmaşanın içinde bütün hakikatler kaybolup gider. siyasal tartışmalar, taraflı algılar yaşamın pratiklerini ifade etmez. herkes zihninde ki dünyanın süvarisi, savunucusudur. yani herkese buyur ettiğin şey, kafanın içinde ki kendi doğrularından başka bir şey değildir, ama yaşamın hakikisi sokakta, etrafta akar gider. Kısa ve yalın yazılmış insan öyküleri. Dersanedeyim, bir genç geldi, yirmili yaşlarda. Uzun zaman olmuş liseyi bitireli. İnşaatlarda çalışmış  ama içinde hep bir okuma aşkı. Dinmemiş bu arzusu, üniversiteye gitmek istiyor. İnşaatta kazandığı para ile sobalı bir ev tutmuş kardeşiyle birlikte orada kalıyorlar. İki kardeş, iki umut, iki insan hikayesi. Bir gün evlerine misafir de oldum. Dersanede en gayretli öğrencilermizden biri oldu. Sıfırdan başlayıp epeyce yol aldı. Ve sonunda o azmi sayesinde Uludağ üniversitesi işletmeye girdi. Amerikada okuyan insanlar için bu hikaye bir anlam ifade etmeye bilir. Ama bu sivasımızın bir ev...

İKRAR VERDİ DESTUR ALDI

“Yol biziz, erkan biziz, devran biziz, dem biziz.” Canların, erenlerin dergahına bir Türkmen diz çöktü, bir dedenin elini öptü. Yandı çerağı talip oldu ,“gerçekler demine hu”, horasan erenlerinin izinde bir aydın, bir münevver, bir başbakan. Eşikten girdiğinde işte o an, tarihi bir andı. Yüzlerce yıl sonra, bin yıl sonra yeniden…! Geldi horasan erenlerin postuna oturdu. Talip oldu, kardeşliğe, gönüldaşlığa, yoldaşlığa ve yola talip oldu. Bin yıl önceden olduğu gibi, Anadolu coğrafyasının İslamlaşmasının mimarlarından olan pirlerin, babaların, mürşidi kâmillerin divanlarına durdu. Türkiye tarihinin uzun bir döneminde horlanan Anadolu İslam’ı, Anadolu dergâhları, tekkeleri, ocakları nihayet gün yüzüne çıkıyor. Türkmen oğuzun ocağı yeniden tütecek, pirlerin çerağı karanlıkları aydınlatmak için yeniden yakıldı. Bir hoca, oğuzun o ak saçlısı gitti ve eşikten içeri adım attı. Osmanlı döneminin ilk devrelerinde hakim olan horasan pirlerin İslam anlayışı yerini daha başka ş...