Ana içeriğe atla

Erdoğan ve Çankaya

Erdoğan’nın Çankaya’ya çıkması, Türk siyasetinde ondan  kurtulma yöntemi olarak görülüyor, çünkü seçim meydanlarında yenemedikleri lideri, siyasetin dışına atarak ondan kurtulmayı çok kişinin hesapladığından kuşku yoktur.

Cumhurbaşkanlığı ne kadar yetkili olursa olsun nihayetinde yürütme erkinin pratikleri bağımsızdır, bazı atamalar, bazı durumlarda bakanlar kuruluna başkanlık etme yöntemlerinin dışında yasamaya ve yürütmeye dair pek bir şey yoktur.

Erdoğan Çankaya’ya çıktığında ne yapacak, seçilecek olan başbakan yürütme erkinin gücünü Çankaya ile paylaşır mı? Gelen başbakan kukla başbakan olur mu? Bunların pek olası olduğunu düşünmek, Türkiye’yi hiç anlamamak demektir.

Seçilmiş cumhurbaşkanı ne kadar oy almış olursa olsun var olan sistem içerisinde yetkilerini kullanma açısından eskilerden farklı olamaz.

Seçilmiş cumhurbaşkanı eğer siyasete müdahale etmeye kalkarsa bu var olan Türk siyaseti açısından kabul edilebilir bir şey olmaz. Bu durumda sürekli, cumhurbaşkanın bir şey söylediği, seçilmiş hükümetin başka bir şey yaptığı fotoğrafıyla karşı karşıya kalırız.

Bu sistem bu açıdan fazla uzun ömürlü olacağını sanmıyorum, çünkü şimdiden daha pratiği gerçekleşmemişken bile bir çok açıdan sorunlar içerdiği aşikar görünüyor. Bu yasalar yapılırken aceleyle, tartışılmadan ve sonuçları hesaplanmadan yapıldı. Şurası da bir hakikat ki sistem kaosa girmeden kimseye bir şey anlatamayız.

Seçilen ne oy alırsa alsın, aldığı oyların gücü olmayacak çünkü nihayetinde tek başına bir kişi olacak, orada kim olursa olsun meclise etkisi istenen düzeyde asla olmaz.

Türk siyaseti Erdoğan gibi bir lideri Çankaya’ya çıkartarak onu orada hiçleştirip tarihe gömecektir. Çankaya’nın bu sistem içinde ne olursa olsun değeri önemi semboliktir, eğer başkanlık sistemine geçilmezse de öyle kalacaktır.

Kişilerin iyi niyetine bağlı sistemler olamaz, bu ülkeye zarar verir. Çünkü kimse sonsuza kadar seçilmiyor, ya da sonsuza kadar yaşamıyor. Bu yüzden kişiler geçer, ama sistemler yaşar, bu yüzden Türkiye’nin acilen idari, hukuki ve birçok açıdan reformların gerçekleştirilmesi şart görünüyor. Bunun da tek bir yolu var anayasa değişikliğidir.


Yorumlar

GEÇEN YIL

CAHİLLER VE MUTLULAR

Cehaletin kör karanlığında her türlü suç işlenebilir. İnsanın saklanabildiği tek yer işte o karanlığıdır, bu yüzden bütün toplumun damarlarında, kötülük akıyor, en iyi en dindar en bilmem nesin de bile kör karanlığında kötülükle yaşayan kimseleri var. Oysa karanlığın düşmanı aydınlıktır, yani bilgidir, bilinçtir.  Bilinç isyandır, korkudur, ama kötülük demek değildir. İnsan en büyük kötülüğü iyilikle aramızda dolaşan melek yüzlü cahillerden görür. Çünkü kendisini yalnız onda görebilir, kendisini yalnız ona yöneltebilir, belki de herkesin işine böyle geliyordur. Bilmek, okumak ya da öğrenmek gibi şeyler neden gerekli olsun ki, ne ihtiyacını görür ki nasılsa kutsal saydığı hocaları çalışmadan zengin olur, kutsal saydığı bir takım kimseler toplumun en önde gidenidir. Okumadan, kültürlü olmadan ve zengin; kendiside öyle olmalıdır. Çocuğu da oğlu da kızı da öyle olmalıdır…çocuklarını böyle yetiştirir. 

ANLAM

Düşüncenin ifade edilmesini, sanki roman yazmak gibi algılamak ya da şiir yazmak gibi algılamak alıklıktır. Çünkü felsefe evet estetiği içerir ama amaç estetik değil anlamdır.

sözde

edebiyat camiası hikaye seviyor, şiir seviyor ama düşünmeyi sevmiyor. düşüncenin ifade edilmesini sevmiyor. süslü kelimeleri alkışlıyor. ama anlamlı kelimeleri kovalıyor. edebiyat camiası bu, sözde aydın dünya. her şey sözde değil mi bu toplumda.