Zamane çocuğu amerikan filmleri izliyor, bazen süpermen
oluyor, bazen örümcek adam, bazen de dev gibi güçlü, uzaylıları filan yenen
kaslı adamlara dönüşüyor. Bizim kuşağın Amerikan filmi görmüşleri “güç bende”
diye bağırır, ama ensesine bir tokat yedi mi gerçek dünyayla tanışıverirdi.
Biz ise daha çok battal gazi, kara murat olurduk, bu
herkesin hoşuna giderdi, battal gazi savaşır, düşmanlarını yenerde, arada
zıplar uçardı, bizde damlara çıkar onun gibi damların üzerinden yumuşak zeminlere
atlardık, bir keresinde az kalsın çenemi kırıyordum.
Toplumsal yaşam iç içe geçtiği için, çoğu zaman “onlar bir
film evladım” diye hatırlatan dedelere rastlardık, bunlar gerçek değil diyen
“okumuş ağabeylere, ablalara” rastlardık.
Yaşadığımız yerde etrafımız kalabalıktı, yani her bir hata
da sizi hakikati hatırlatan insana rastlardınız, bu bazen sert olur, bazen
sevgiyle olur, ama mutlaka hatırlatılırdı. Bu hatırlatmalar bizim toplumsal bir
varlık olduğumuzu ve bu yaşam içerisinde ölçülü davranmamız gerektiğini
öğretirdi.
Bugün bir çocuk düşünün, televizyonlar da ölmeyen süper
kahramanlar, babasının ve annesinin aman benim oğlum ne de güzel süpermen diye
sevdiğini düşünün, hele bir düşünün gidip ona süper kahraman kıyafetleri
aldığını, hatta öyle ki hadi bakıyım süper kahramanın şu dağa tırman
noktasındaki baba ve anneleri.
Bu çocuğun televizyon izlemeyi bırakıp oyun oynadığını,
oyunların ne boyutta olduğunu bir düşünün, bu çocuk nasıl da gerçeklik algısını
yitir. Bir de bu yalıtılmış çocuğa toplumdan kimsenin ulaşamadığını açıkça
beyan edeyim, bir öğretmen olarak sınıflarda artık bu çocuklara gerçek dünyada
var olduklarını bırakınız hissetmelerini, gerçek bir dünyanın var olduğunu bile
izah edemiyoruz.
Mahallede ki çocuklara selam vermeye korkuyorum, eğer
birazcık sohbet edecek olsam, hemen bir anne ortaya çıkar, evladım gel buraya
diye bağırır. Bir seferinde bunu yaşadım, kendimi çok kötü hissettim, acayip
hissettim, suçlu hissettim.
Bunun nedenleri çok fazla etkene bağlıdır mutlaka, ama siz
kent sakinleri, siz öğretmenler, siz akademikler, siz enteller, siz aydınlar,
siz gazeteciler, hepinizin bu işte payınız var. O batı kültüründen öğrenip de
evirip çevirip, uzman sıfatıyla anlatıyorsunuz ya işte orada bu anne ve
babaları ve çocuklarını felakete giden bir yola sokuyorsunuz.
Modern birey o kadar yalnız ve yalıtılmış yaşıyor ki, başkası
onun için bir tehlike arz ediyor. Başkasını kendi hayatı için bir tehdit olarak
algılıyor. Çocuğunu bu hayatın içine güvenli bir şekilde çıkartamıyor, bu da
doğal gibi görünüyor, çünkü kent tehlikeli sokak tehlikeli, yapacak bir şey
yok.
Bunlara eklenen bir de yanlış pedagojik algılar, batı
literatüründen çevrilmiş şeyleri bülbül gibi şakıyan modern vaizler,
terapistler, danışmanlar filan, bunların zırvaları evlerin içini işgal etmiş
durumda.
Ev yalıtılmış, ev izole edilmiş, ev komşuya ve başkasına
kapalı, öyle ki çekirdek aileler neredeyse kendi akrabalarına kapalı, bu
evlerin içiyse bomboş, sığ, yavan ve dijital.
Yorumlar
Yorum Gönder