Ana içeriğe atla

KUYUNUN DİBİ

KUYUNUN DİBİ

19 Mart 2009, 11:32

“Züleyhayı tanıyan Yusuf”

Bir kuyuya attılar öldüğünü sandılar.
Geri dönüp kayboldular kardeşler
Sandılar, planladılar unuttular her şeyi
Kuyu oldu Yusuf’un, Yusuf oldu bir kader bir yol
Kardeşler bir ihanet bir ihtiras, bir kalıntı
Kuyu aydınlandı, Züleyha oldu aşk oldu
Kerem etti tanrı, bağışladı. Yusuf oldu bir kul
Kulun ömrü nedir ki evrende bir zerre bir an
Hey be gafiller cahiller softalar avanaklar
Görmez gözlerle nereye bakıyorsunuz.
Kuyunun dibinde Yusuf var züleyha var aşk var.

“Züleyhayı tanımayan çocuk”

Bırakıp gittiler kimseler görmedi
Kalabalık bir caddenin orta yerinde çocuk
Öyle bir boşluk ki, etrafında insan suretleri
Korkuyor çocuk gölgelerden, suretlerden
Ne bir aşk, ne bir aydınlık hep kara yazgı
Bildiği kadar bir dünya tanrı ve bitmeyen yokluk
Dipsiz, sonsuz karanlık bir kuyu boşluk

“ve Züleyhası kayıp dünya”

Bilirdi Yusuf Evren döner aşkla
sen bilmezsin, ruhun tanımaz yücelik
Her şeyinde bir sahtelik, bir yalan
Kılı kırk yararsın iyilik ederken
Oburlukta şehvette üstüne yok,
Sınır tanımaz neşen, eğlencen
İşine gelmedi mi yıkarsın dağıtırsın
Sen diyorsam sen koca dünyasın
Ya hiçsin aşağılardasın ya her şeysin


Senin ömrün nedir ki evrende bir zerre bir an
Hey be gafiller cahiller softalar avanaklar
Görmez gözlerle neye bakıyorsunuz.


2009 ANKARA

Yorumlar

GEÇEN YIL

sözde

edebiyat camiası hikaye seviyor, şiir seviyor ama düşünmeyi sevmiyor. düşüncenin ifade edilmesini sevmiyor. süslü kelimeleri alkışlıyor. ama anlamlı kelimeleri kovalıyor. edebiyat camiası bu, sözde aydın dünya. her şey sözde değil mi bu toplumda.

küçük hikayeler

Gerçek çoğu zaman yalındır, karmaşanın içinde bütün hakikatler kaybolup gider. siyasal tartışmalar, taraflı algılar yaşamın pratiklerini ifade etmez. herkes zihninde ki dünyanın süvarisi, savunucusudur. yani herkese buyur ettiğin şey, kafanın içinde ki kendi doğrularından başka bir şey değildir, ama yaşamın hakikisi sokakta, etrafta akar gider. Kısa ve yalın yazılmış insan öyküleri. Dersanedeyim, bir genç geldi, yirmili yaşlarda. Uzun zaman olmuş liseyi bitireli. İnşaatlarda çalışmış  ama içinde hep bir okuma aşkı. Dinmemiş bu arzusu, üniversiteye gitmek istiyor. İnşaatta kazandığı para ile sobalı bir ev tutmuş kardeşiyle birlikte orada kalıyorlar. İki kardeş, iki umut, iki insan hikayesi. Bir gün evlerine misafir de oldum. Dersanede en gayretli öğrencilermizden biri oldu. Sıfırdan başlayıp epeyce yol aldı. Ve sonunda o azmi sayesinde Uludağ üniversitesi işletmeye girdi. Amerikada okuyan insanlar için bu hikaye bir anlam ifade etmeye bilir. Ama bu sivasımızın bir ev...

İKRAR VERDİ DESTUR ALDI

“Yol biziz, erkan biziz, devran biziz, dem biziz.” Canların, erenlerin dergahına bir Türkmen diz çöktü, bir dedenin elini öptü. Yandı çerağı talip oldu ,“gerçekler demine hu”, horasan erenlerinin izinde bir aydın, bir münevver, bir başbakan. Eşikten girdiğinde işte o an, tarihi bir andı. Yüzlerce yıl sonra, bin yıl sonra yeniden…! Geldi horasan erenlerin postuna oturdu. Talip oldu, kardeşliğe, gönüldaşlığa, yoldaşlığa ve yola talip oldu. Bin yıl önceden olduğu gibi, Anadolu coğrafyasının İslamlaşmasının mimarlarından olan pirlerin, babaların, mürşidi kâmillerin divanlarına durdu. Türkiye tarihinin uzun bir döneminde horlanan Anadolu İslam’ı, Anadolu dergâhları, tekkeleri, ocakları nihayet gün yüzüne çıkıyor. Türkmen oğuzun ocağı yeniden tütecek, pirlerin çerağı karanlıkları aydınlatmak için yeniden yakıldı. Bir hoca, oğuzun o ak saçlısı gitti ve eşikten içeri adım attı. Osmanlı döneminin ilk devrelerinde hakim olan horasan pirlerin İslam anlayışı yerini daha başka ş...