Ana içeriğe atla

BAY KA VE GERİDE KALAN



İnsan bir sürü şey bırakır geride diye düşünüyor bay ka, zaman ilerledikçe geçer bazı şeyler arkada kalır. İnsan arkada bırakır, çünkü onun önünden kaçarız, kaçar gibiyiz. O geçmişten O her şeyden. Ya da kaçtığımızı sanırız. Yinede bay ka bir sürü şeyi geride bırakabildiğine inanmak istiyor. İçinde ki, geçmişin yansımalarını önemsemiyor. Yansıma geçmiş değildir, içinde ki izlenimler, imgelerin onunla ilgili ama onların geçtiği için bir anlamı olmayan şeyler olarak düşünüyor.
Bay ka geride bir sürü şey bıraktı, mesela bir çocukluk bıraktı, hiç olmadık zamanlarda büyürken, siyah beyaz bir televizyon bıraktı. Bay ka görüyor ki, insan geçmişte ne çok şey bırakıyor.
Bir tahta oyuncak bıraktı bay ka geride, düzmece bir tahta oyuncak, kendisinin yapabildiği kadar kendi için bir oyuncak. Oyuncak ne kadar oyuncak olurdu kendi yaparsa bir çocuğun. Bu büyümüşlük değil midir, bay ka kendi oyuncağını yaparken zaten çocuk değildi ki, kendi yolunu yapıp, kendi oyuncağını yapan çocuk çocuk mudur? Kaç evde kaç çocuk büyümüş kendine oyuncak yapar….
Bir sürü şey bıraktı geride, mesela bahçe bıraktı, erik ağaçlarından kurulu bir bahçe, bolca eriğini yediği yaz günlerinde..kocaman kocaman erikler ne kadar lezzetliydi o zamanlar meyvelerin tatları her şeyin bir tadı vardı o zamanlar, elmaların, eriklerin…bin bir güçlükle bahçelerden aşırılmış o taze erikler, o taze elmalar.
Geride acılarını da bıraktı, acılar, bay ka’nın çok çocukça tasarladığı kurguladığı acılar. Bay ka hep bu acılarla büyüdü. Bir yerleri acırdı, kalbi bilmezdi o zamanlar, bilmezdi ruhun olduğunu o zamanlar. Ama acı işte, bir yerlerden duyulan, çağıran içine alan ..sonrada yok eden…hiçleştiren ve çökerten.
Bay ka geride çok şey bıraktığını sandı, her şeyi geride bırakabileceğini sandı. Ama görüyoruz ki insan geride neredeyse hiçbir şey bırakmıyor. Her şeyi kendiyle kendinde taşıyor. Zamanı aşan, mekânları aşan bu içsel yolculuk… sonunda büyümüşlükle, geçmiş olsunla son buluyor.

Yorumlar

GEÇEN YIL

CAHİLLER VE MUTLULAR

Cehaletin kör karanlığında her türlü suç işlenebilir. İnsanın saklanabildiği tek yer işte o karanlığıdır, bu yüzden bütün toplumun damarlarında, kötülük akıyor, en iyi en dindar en bilmem nesin de bile kör karanlığında kötülükle yaşayan kimseleri var. Oysa karanlığın düşmanı aydınlıktır, yani bilgidir, bilinçtir.  Bilinç isyandır, korkudur, ama kötülük demek değildir. İnsan en büyük kötülüğü iyilikle aramızda dolaşan melek yüzlü cahillerden görür. Çünkü kendisini yalnız onda görebilir, kendisini yalnız ona yöneltebilir, belki de herkesin işine böyle geliyordur. Bilmek, okumak ya da öğrenmek gibi şeyler neden gerekli olsun ki, ne ihtiyacını görür ki nasılsa kutsal saydığı hocaları çalışmadan zengin olur, kutsal saydığı bir takım kimseler toplumun en önde gidenidir. Okumadan, kültürlü olmadan ve zengin; kendiside öyle olmalıdır. Çocuğu da oğlu da kızı da öyle olmalıdır…çocuklarını böyle yetiştirir. 

ANLAM

Düşüncenin ifade edilmesini, sanki roman yazmak gibi algılamak ya da şiir yazmak gibi algılamak alıklıktır. Çünkü felsefe evet estetiği içerir ama amaç estetik değil anlamdır.

sözde

edebiyat camiası hikaye seviyor, şiir seviyor ama düşünmeyi sevmiyor. düşüncenin ifade edilmesini sevmiyor. süslü kelimeleri alkışlıyor. ama anlamlı kelimeleri kovalıyor. edebiyat camiası bu, sözde aydın dünya. her şey sözde değil mi bu toplumda.