Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ÜZÜLME

Kaybolan Yusuf döner gelir Kenan’a, üzülmeHüzünler kulübesi döner bir gülistana, üzülme  Gamlı gönül, düzelir halin, karamsar olma
Şu divane başım kavuşur yine huzura, üzülme

Ömür baharı dönse yine çimenlik tahtına
Güzel öten kuşum, çelenk koyarsın başına, üzülme.

Felek dönmediyse iki gün muradımızca
Devran böyle sürmez ya hep; üzülme

Yitirme umudunu aman! Bilmiyorsun gayb sırlarını
Perde arkasında ne gizli oyunlar döner! Üzülme

Gönlüm, varlığımın temelini götürse de yokluk seli
Nuh’tur kaptanın; dert etme tufanı, üzülme.

Çölde yürüyeceksen Kâbe’ye varma şevkiyle
Deve dikenleri yaksa da canını, üzülme.

Konak yeri tehlikeli, varış yeri çok mu uzak
Sonu gelmeyecek bir yol yoktur; üzülme.

Canandan ayrılık, rakibimin sıkıştırması; halim bu
Biliyor hepsini halden hale sokan Tanrı; üzülme.

Hafızım, fakirlik köşesinde, kara gecelerin halvetinde
Virdin dua ile Kur’ân dersiyse, üzülme
ŞİRAZLI HAFIZ

ESKİ TÜRKÇE

Lisan-i Osmani tartışmasında Osmanlıca dediğimiz şeyin Arabi harflerle yazılmış eski Türkçe olduğu gerçeğini herkes öğrenmiş oldu. Hala arada bazı bağnaz laikçiler bize Arapça öğretmezsiniz avamlığını sergileseler de toplumun büyük bir kesimi bu gerçeği öğrenmiş oldu.
Belki burada asıl tartışılması gereken konu biz Osmanlıcayı niçin öğreneceğiz? Bu soru yerinde bir soru, çünkü eski harfleri öğrenmek bir kültür işi, bir okuryazarlık işidir. Şu an için ise bu soruya cevap aramanın makul gerekçesini bulmak zordur. Nihayetinde öğrenme gerekçemiz bilgiyle, bilgilenmekle ve belli değerlerle donanmakla ilgilidir. Oysa günümüz insanı, gençliği daha pratik yollarla ve hızlıca bilgiye ulaşıyor. Bilgiyi zaman harcayarak, emek harcayarak, sabırla günlerce çalışarak özümseme şekli ortadan kalkmış görünüyor.
Her şeye rağmen Osmanlıca yani eski Türkçeyi öğrendiğimiz de nasıl bir anahtara sahip olacağınızı, ne tür kitaplara ulaşacağınızı cevaplamaya çalışayım.
Osmanlıca öğrendiğiniz de Mevlana’nın Osm…

Osmanlıca Türkçeymiş

Osmanlıcayla ilgili uzun yıllar hiçbir bir temasım olmadı, çünkü etrafımızda böyle bir bilgi ve bilinç yoktu. Daha çok “bu Atatürk var ya” harf devrimi yaptı bir gece de cahil kaldık diyen kafalar tarafından etrafımız sarılmıştı. Nasılsa kimse ne olup bittiğini izah etmiyor. Biz de sanıyorduk ki Osmanlıca diye eski bir dil var, adamlar tutmuş bizim dilimizi değiştirmişler. Sonradan öğrendik ki sadece alfabe değişmiş, yani biz hep Türkçe konuşuyormuşuz, bu kadar komik bir şey olduğunun farkındayım.
Osmanlı tarihiyle ilgiliyse zaman zaman okumalarım oldu ama Osmanlıya özel bir anlam yüklemedim bunun içinde çok fazla şeyini okuma eğilimi göstermedim. Çünkü etrafıma baktığımda Osmanlının izleri yerine Selçuklu medeniyetini görüyordum. Bu bende Selçukileri öğrenme arzusu uyandırıyordu. Oysa gördüğüm şuydu ki Selçukilerle ilgili doğru düzgün bir araştırma yoktu.
Bir taraftan da sosyolojinin tarihsiz olamayacağı gerçeği, toplumları anlamının yolu tarihten geçiyor, yani tarihin sosyolojinin bir…

KÜRT AYDINLANMASI

Kürtlerin tarihleri hakkındaki belirsizlik Kürtlerle ilgili birçok meseleyi anlamamızı zorlaştırıyor. Kürt milliyetçilerine bakılırsa Kürtlerin tarihi ta kadim Sümerlere kadar dayanır, elbette bu tezlerin ispatlanmaya ihtiyacı vardır. Kanıtlanmayan her fikir, her tarihi söylem faraziye olarak kalacaktır.
Kürtlerin tarih sahnesinde belirginlik kazanması İslam’la tanışmalarıyla olduğu gerçeğini nihayetinde herkes kabul edebilir. Selaheddin Eyyubi ve diğer güçlü aşiret beylerinin hepsi İslamlaşmalarından sonra tarih sahnesinde belirgin hale gelmişlerdir. Özellikle Türklerle, İranlılarla, Araplarla olan ilişkilerini tarih kaydetmiştir.
Kürtlerin sahip olduğu sosyolojik özellikleri onların milliyetçilikle buluşmasını uzun süre engellemiştir. Katı şekilde korunan aşiret yapıları, o aşiretlere ait geleneksel özellikler,  aynı zaman da sahip oldukları İslam kimliğine sadakatleri Kürtlerin ulus olma sürecini ciddi geciktirmiştir.
Aşiret yapılarının bozulması beraberinde ulus olma fırsatı doğurmuş…