Ana içeriğe atla

28 ŞUBAT VE BİZ


Sivas olaylarının hemen sonrasıydı abiler,
Şehrin üzerinde dumanlar vardı, ruhunda Selçuklu aydınlığı, içinde biz vardık, , krizlerin, yokluğun ve yoksulluğun tam ortasında üniversite hayatı başlıyor. Bir talihti belki kazanmak, fakülteli olmak, üniversiteye kaydolmak çok heyecanlıydı. Güç belaydı ama keyifliydi.

Güzel günler görecektik abiler,
Öyle söylenirdi, güzel olacaktı, bir üniversite bitecek, taşra da bir memuriyet (Kafka’nın romanlarında ki gibi) elde edilecek, eş çocuklar filan, belki arada yazılacaktı. Zaman böyle akacaktı abiler, ama öyle bir aktı ki, ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. ”Susmak icap eder, hem edepten, hem töreden”

Karanlık, kargaşa her yere çökmüştü abiler,
Sanki insan bir kâbusa uyanıyor gibiydi, her yerde bir çatışma bir gerginlik, ne oluyoruz bile diyemeden, kendini bir şeylerin içinde bulmak, bir şeyleri savunuyorken bulmak, garip değil midir abiler, bana başta garip gelmemişti, doğaldı, çünkü savunduğum şey zaten inandığım şeydi.

İnsan inandığı için mücadele eder değil mi abiler,
Bunda nasıl bir suç olabilir ki, insan atasından öğrendiğini yaşayamayacaksa, inandığı kitabı yaşayamayacaksa, vatanın ne anlamı olabilir ki, bizde öyleydi, hak olanları almak için bir savaşçı kesilmiştik, insan durduk yerde savaşçı olur mu abiler, elbette olmaz.

Köşeye sıkıştırılmıştık abiler,
Yoksulluğumuz dip yapmıştı, krizler her şeyimizi almıştı, bir ekmek bulursak, karnımızı doyurursak o gün çok mutluyduk, biz huzurluyduk ama medya pek huzursuzdu, askerler de öyle, irtica varmış, her yerdeymiş, mürteciler sokaklara taşmış, başörtüsü olan kadınlar meydanlara, kamuya ait yerlere çıkamazmış, irtica nedir abiler, insana niçin mürteci denir. Bizimde bir ruhumuz vardı, incinen bir kalbimiz vardı.

Siz şehirlerin kalbini bilir misiniz abiler,
Yer altılarını, arka sokaklarını, oralardaki takibatları, şehrin kalbinde ki imanı bilir misiniz? Biz biliriz abiler, çünkü şehir bizdik abiler, her şeyine hâkimdik,  hangi evde ne oluyor,  hangi bina da ne yapılıyor biliyorduk, polis de biliyordu, biz onların gözlerinin içine bakarak, cesurca yürüdük abiler. Öyle uzun yürüdük ki artık ihtiyar gençlerden sayılıyoruz.

Yani biz çok büyüktük, erken büyüdük abiler,
Sokak sokak, ev ev takibata uğruyorduk, fişleniyorduk. Biz küçüktük abiler ama izleyenler çok büyüktü. Ancak kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktu, biz korkmuyorduk düzenin hiçbir gücünden. Gözlerinin içe baka baka sokaklardaydık, sokak sokak, ev ev, şehri savunuyorduk. Sonra gidip,bir bardak çayı borçla içiyor, ellerimiz cebimizde karanlıkta, sokaklarda kendi ıslığımızı çalıyorduk. Sokak boştu ve biz yalnızdık… İnsan her zaman yalnız mıdır abiler?

*mor külhani(“abiler “ sesi Ece Ayhan’a aittir, gönlümde bizi terk edip gidenler için)

GEÇEN YIL

TÜRKİYEMİZİN GELECEĞİ

Türklerin tarihi yazılamayacak kadar uzun bir zamana yayılmıştır. Yazılamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.  Bunun için üzerine konuşmak yazmak oldukça zordur. Çoğu zaman hakikat diye ortaya konulan şeyler sadece bir parçası, o tarihin yansımasından ibaret kalır.
Milletlerin tarihi tek düze devamlı gelişen bir çizgide ilerlemez, zikzaklar çizer. Büyük uluslar tarih sahnesine bir çıkarlar, bir yıldız gibi parlarlar sonra söner geri çekilirler.
İşte Türklerin tarihi de zaman zaman insanlığın en ideal düzenlerinin inşa edildiği, zaman zaman da çökmelerin kırılmaların olduğu bir tarihtir.
Biz birkaç kez tarih sahnesinden çekildik, birçok kez insanlığa yeni ufuklar çizdik, insanlara huzurlu medeniyetler inşa ettik.
Nihayetinde Osmanlı gibi en mütekamil bir devleti inşa ettik. Asırlar boyu yaşadığımız topraklara barış ve huzur getirdik. Söğütte dikilen bir çınar koca bir ormana dönüştü ve tarihler boyu gölgesinde insanlar huzur buldu.
Başlayan her şeyin bittiği gibi bu yıldız da s…

ÜZÜLME

Kaybolan Yusuf döner gelir Kenan’a, üzülmeHüzünler kulübesi döner bir gülistana, üzülme  Gamlı gönül, düzelir halin, karamsar olma
Şu divane başım kavuşur yine huzura, üzülme

Ömür baharı dönse yine çimenlik tahtına
Güzel öten kuşum, çelenk koyarsın başına, üzülme.

Felek dönmediyse iki gün muradımızca
Devran böyle sürmez ya hep; üzülme

Yitirme umudunu aman! Bilmiyorsun gayb sırlarını
Perde arkasında ne gizli oyunlar döner! Üzülme

Gönlüm, varlığımın temelini götürse de yokluk seli
Nuh’tur kaptanın; dert etme tufanı, üzülme.

Çölde yürüyeceksen Kâbe’ye varma şevkiyle
Deve dikenleri yaksa da canını, üzülme.

Konak yeri tehlikeli, varış yeri çok mu uzak
Sonu gelmeyecek bir yol yoktur; üzülme.

Canandan ayrılık, rakibimin sıkıştırması; halim bu
Biliyor hepsini halden hale sokan Tanrı; üzülme.

Hafızım, fakirlik köşesinde, kara gecelerin halvetinde
Virdin dua ile Kur’ân dersiyse, üzülme
ŞİRAZLI HAFIZ

KÜRTLER

TÜRKİYE’DE GÜNDOĞUMU James L. Barton Amerikan Misyoner Heyeti Sekreteri Çeviri: Zekeriya Başkal Kitabından alıntıdır. 
Türklerin ve Ermenilerin yanında, Türkiye’de Kürtlerin gördüğü ilgiyi son on yılda başka hiçbir ırk görmedi. Onlar dünyanın dikkatini 1895–1896 Ermeni katliamındaki büyük payları ve yüzyılın son çeyreğinde Hamidiye Sipahileri ve bu organizasyonda sultanla olan ilişkileriyle çektiler. Rusların 1876’da Erzurum’u kuşatması ve Türklerin Kürtleri savunmada kullanmasına –ki çok az iş yaptılar- kadar onlar hakkında kimse bir şey bilmiyordu.
Ne denirse densin Doğu Anadolu’da, Batı İran’da ve bu bölgedeki asayişle ilgili tüm konularda herhangi bir şekilde Hıristiyanlık propagandası yapılacaksa bu ırk tüm planlarda dikkate alınmalıdır. Bazen onlar Türklerle açık çekişme içindedirler ve dağlık sığınaklarına askerî birlikler gönderilir. Aynı şekilde onlara devlet tarafından silah verilmiş ve özgürlüğü elde etmek için tedbirli olmaktan çok gayretli olan Ermeni devrimci çetecileri ba…